Hazırlayan: Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal
Hacettepe Üniversitesi Geriatrik Bilimler Araştırma ve Uygulama Merkezi GEBAM Müdürü
Geriatri Turkish Journal of Geriatrics Editörü
Yaşlılık da sevgi gibidir, saklanamaz
Thomas Dekker
Yaşlanma ayrıcalıksız her canlıda görülen, tüm işlevlerde azalmaya neden olan, süregen ve evrensel bir süreç olarak tanımlanabilir.
Organizmanın molekül, hücre, doku, organ ve sistemler düzeyinde, zamanın ilerlemesi ile ortaya çıkan, geriye dönüşü olmayan yapısal ve fonksiyonel değişikliklerin tümüdür.
Yaşlılardaki patolojik değişiklikleri anlayabilmek için yaşlanmanın normal seyrini öğrenmek gerekmektedir.
Belki kadınlarda bu tür cinsel problemlerin olabileceğini evlenip bu problemin içine düştükten sonra duydunuz ve neden böyle bir durumun sizin başınıza geldiğini bir türlü anlıyamıyorsunuz. Belki de eşinizi çok seviyor ve onu her ne kadar anlamaya çalışıyor olsanız da halen bir takım içsel gerilimlerden kendinizi geri alamıyorsunuz.
Belki de -siz de eşiniz gibi- tüm durumu kabul ettiniz, ama zaman zaman yine de kendi kendinize keşki böyle olmasaydı diyorsunuz. Ya da sorununuzu inkar edip kendinizi -yoğun iş hayatınız gibi- başka konular ile avutmaya çalışıyorsunuz.
..
Öncelikle vajinismusun eşinizin hatası olmadığını kesinlikle anlamalısınız. Bu yalnızca onun değil bir çift olarak her ikinizin de problemi sayılır.
Vajina kaslarında hissetiği spazmlar penisin içeri girmesini imkansız kılmakta ve her türlü deneyim eşinizde acıya sebep olmaktadır. Bu spazmlar istem dışı olmakta ve bilinçli yönlendirme yoktur. Yani bunun oluşmasına eşiniz sebep olmamaktadır. Bu konuda onu anlayışla karşılamalısınız.
Bu durumun üstesinden gelmede sizin sabrınızın, anlayışınızın ve işbirliğinizin önemi çok büyüktür. Artık profesyonel bir destek almak için harekete geçme zamanınız geldi.
Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, sabahları biraz fazla uyumanın öğrenme süreci üzerinde olumlu etkisi var. Doktorlar uykunun öğrenme üzerindeki olumlu etkisinin zaten bilindiğini, ancak son araştırmayla bunun nasıl gerçekleştiğini belirlediklerini söylediler.
CBS’in haberine göre, iyi bir uykunun öğrenme üzerindeki etkilerini ölçmek için bir grup üzerinde çeşitli deneyler yapıldı. Çeşitli beceri testlerinden oluşan deneyler, 12 saatlik dinlendirici bir uyku sonunda gruptakilerin öğrenme becerisinin yüzde 20 arttığını gösterdi.
Doktorlara göre uyku iki ana evreye ayrılıyor ve en verimli saatleri gecenin son kısmı yani sabaha karşı yaşanıyor. Uykunun son iki saatlik bölümünün öğrenme üzerinde olumlu etkisi olduğunu keşfeden araştırmacılar, pek çok kişinin erken kalkarak bu süreci kısa kestiğini belirtiyor.
__________________
“Uyku için ideal sıcaklığın 22 derece olduğu ve bu dereceden daha sıcak ve soğuk ortamların, insanların uyanık sağlanmasına yol açacağı bildirildi.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Uyku Laboratuvarı Sorumlusu Doç. Dr. Murat Aksu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uykunun oluşumunda iklim faktörlerinin önemli rol oynadığını söyledi.
Uykuyu oluşturan hormonların salınımının mevsimsel olarak değişiklik gösterdiğine dikkati çeken Aksu, şöyle devam etti:
”Uyku için en ideal sıcaklık 22 derecedir. Daha sıcak ya da daha soğuk ortamlar, metabolizmanın faaliyetlerini artırdığı için insanların uyanık kalmasını sağlar. Bunun yanında gün ışığına az ya da çok maruz kalma da uykuyu etkiler. Türkiye’de 12-13 saat gün ışığında kalmaya programlanan organizma, Alaska’da 18-20 saat gün ışığına maruz kaldığında uykusuzluk olur.”
Aksu, uykusuzluğun, gündüz iş veriminin düşmesine, uyku haline, iş ve trafik kazalarına yol açabileceğini de kaydetti.”
www.internethaber.com
__________________
Newsweek, son sayısında uykusuzluğun haritasını çıkarıyor ve “Niye uyuyamıyoruz?” sorusuna bilimsel yanıtlar arıyor.
Dünyanın her yerinde her gün yatağında dönerek uykuyu arayanların sayısı artıyor. Halen ABD’de 70 milyon insan uyku sorunu çekiyor. Hatta bir önceki yüzyıla oranla, ortalama 90 dakika daha az uyuyoruz. Giderek sağlık sorunu halini alan uykusuzluk için üretilen çözümler var. Ama hangisi işe yarıyor?
ABD’nin ünlü haber dergisi Newsweek son sayısında bu konuya parmak bastı. Uykusuzluğun nedenleri arasında elektronik aletleri fazla kullanmak başı çekiyor. Psikolojik sorunların etkisi de büyük. Harvard Üniversitesi’nden nörolog Clifford Saper’in yaptığı araştırma, uykusuzluğun haritasını çıkardı.
Saper’in “Uyku şalteri” adını verdiği sistemde beyin yalnız çalışmıyor. Hipotalamus ve önündeki hücrelere uyku merkezi adı veriliyor. Beden kendi ritmiyle beyin merkezli bu şalteri destekliyor ve biyolojik saatin çalışmasına yardımcı oluyor. Bu yüzden uyku saatlerini değiştirmek tehlikeli olabiliyor.
Uykusuzluktan kurtulmak için izinsiz ilaçları bile deneyen Amerikalılar, lavanta, yasemin gibi bitkilerden yapılan değişik ürünleri de kullanıyor. Bu arada, adetten diyerek sıcak süt, hindi, hatta horlamayı önlemek amacıyla tenis topuyla (nefesini düzenlediği gerekçesiyle ensesine koyup üzerine yatıyor) uyumayı bile deniyorlar ancak başarılı olamıyorlar.
Kaynak: www.saglikplatformu.com
__________________
Yorgunum, Yorgunsun, Yorgunuz
Hazırlayan : ESRA ÖZÜBEK
www.elle.com.tr
Bahar aylarında güneşin sıcacık etkisi içimizi ısıtmaya, psikolojik olarak pozitif enerji vermeye başlamasına rağmen nedense bir yorgunluk, bezginlik hali başgösterir çalışanların çoğu işe gitmek istemez, sabah yataktan kalkmak bir kabus durumunu alır.
Uzmanlara göre bahar yorgunluğu ya da bahar depresyonu; özellikle bahar mevsiminin başladığı günlerde birçok kişide görülebilen, genel bir bitkinlik, güçsüzlük ve enerji noksanlığı, isteksizlik, uykusuzluk ve vücutta karıncalanma gibi belirtilerle seyreden bir rahatsızlık hali olarak tanımlanıyor. Peki hepimizi etkisi altına alan bu durum neden ortaya çıkıyor? Bu konuda daha detaylı bilgi almak için Acıbadem Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Koptagel İlgün ile görüştük: “Kışın soğuk ve güneşsiz günleri yavaş yavaş yerini baharın neşesine ve sıcaklığına terk ediyor. İşte bu hava ve mevsim değişikliği insan biyoritmini (insan vücudu hassas bir saat gibi bu değişikliklere uymaya çalışır) olumsuz etkiliyor. Bahar mevsiminde doğal olarak havadaki elektrik yükü artıyor. Bu yük havada bulunan pozitif ve negatif yüklü iyonlar aracılığıyla taşınmaktadır. Bu taşıma dengesi bozuklukları iklim değişikliği dönemlerinde sıkça karşımıza çıkar. İnsanlarda yorgunluk belirtileri ve ruhsal sıkıntılara bile yol açarak rahatsızlık sebebi olurlar. Havadaki elektrik yükü şehirlerde ve de özellikle büyük şehirlerde daha fazladır. Bu duruma bir de hava kirliliği, sanayi atıkları ve trafik yoğunluğu eklenirse, kişilerdeki bahar yorgunluğu belirtileri daha da yoğun olarak yaşanır. Bahar ayının ve güneşin getirdiği rehavet duygusuna, stres ve gerginlik duygusu da eklenince insanda mevcut olan birçok hastalık da negatif olarak etkilenmektedir (mide hastalıkları, asabi kolit rahatsızlıkları, koroner damar hastalıkları, depresyon ve panik ataklar v.s.).
Polyphasic (çok fazlı ya da safhalı) uyku metodu günlük uyku ihtiyacını 2-5 saat arasına azaltmayı hedefler. Bu metod catnapping (kedi uykusu) olarak da adlandırılır. Çünkü her dört-beş saatte bir toplam 20 ile 45 dakikalık kısa şekerlemeler yapılması üzerine kurulmuştur. Böylece daha uzun süre (hem de yeni kahve içimiş gibi) uyanık kalınabilir.
Leonardo da Vinci, Thomas Edison ve Buckminster Fuller bu metodun uygulanmasında ustalaşmışlardır. Nikola Tesla, Napoleon ve Winston Churchill’in de bu şekilde uyuduğu bilinmektedir.
Bu yöntem tabii 8-9 saat ofis işi yapanlar için geçerli değil ama evde ya da dışarıda kendi işinizi yapıyorsanız, ya da çalışma saatlerinizi kendinizin düzenlemesi gibi bir lüksünüz varsa ve daha az ama etkili uyumak istiyorsanız denenebilir. Yöntem, tekne yarışçıları, astronotlar (özellikle kriz anında) ve askerler arasında popülermiş.
Teori (anlayabildiğim kadarıyla) şöyle: Normalde tek ve uzun olarak uyduğumuz uyku evresi birçok fazdan oluşuyor ve yaşamımızı devam ettirmek için bunların hepsi gerekli değil. NREM adlı derin uyku (vücudun tamiri için şart) ve REM ad verilen hafif uyku (rüya gördüğümüz ve duygusal ve zihinsel açıdan “tamir” olduğumuz uyku) gerekli uyku safhaları (REM konusu tartışmalıymış, bu uyku uyunmadığı takdirde 3 ila 8 hafta arasında ölüneceği tezinin yanı sıra REM uykusu olmadan da yaşanabileceği tezi mevcutmuş.) Her neyse bunu bir tarafa bırakırsak bu çok fazlı uyku metodunu uygulayanlar günlüde 4′er tane NREM ve REM fazı yaşadıkları için bu yöntemin tek bir az uykudan çok daha sağlıklı olduğu söyleniyor. Çünkü az uyku vücudun bağışıklık sistemini zayıflatıyor, büyüme hormonunun salgılanmasını azaltıyor, vücudun şekeri metabolize etme kabiliyetini azaltıyor vs. Ama çok fazlı uykunun bunlara neden olmadığı ileri sürülüyor.
Tabii uykuyla ilgili bilimsel araştırmalar henüz çok yeni ve her gün yeni bir teori geliştiriliyor. Bu metodun denenmesi vücudunuz için ne derece doğru olur bilemiyorum. Risk size ait yani
Kaynak: İngilizce bilenler http://psychcentral.com/psypsych/Polyphasic_sleep
adresinden yazının tamamını okuyabilirler.
__________________
“Doç. Dr. Osman Akdemir, hastalarına “Sigarayı bırak” demeden önce “Her gün en az 8 saat uyu” diyor! Neden mi? Çünkü uykusuzluk stres yapıyor. Stres ise adrenaline tavan… Adrenalin, son darbeyi vurmak için zaten tıkalı damarı biraz daha büzüyor, kan basıncını artırıyor, kalp yoruluyor… İşte bütün mesele bu!
Hastalarına “Sigarayı bırak” demek yerine, “En az 8 saat dükkanı kapat” diyor. “Dükkan” dediği beden, yani en az 8 saat uyumak gerek. Hele ki damarlarınızdan biri tıkalıysa… Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Osman Akdemir’in uykusuzluğu sigaradan daha fazla riskli bulmasının sebebi, stres yaratması… “Stres adrenalinin daha fazla salgılanmasına neden olur. Adrenalin koroner damarları büzer, kan basıncını artırır, kalbi yorar. Uykusuz kişi ise sürekli streslidir.” İşte bu yüzden Akdemir’in kalp hastalarına ilk önerisi 8 saatlik uyku, hatta 10 saat. Uyku mu tutmuyor? “Fark etmez, gözünüzü kapatıp yatın… O bile yeter” diyor.”
Kaynak:www.vatanim.com.tr
Ne diyorsunuz? Bir de kalp krizi geçirme riski çıktı başımıza
__________________
Arkadaşlar ballı sütler, bitki çayları ılık banyolar falan, bünyenizi boşa zorluyorsunuz galiba.
Bakın şöyle bir yazı buldum:
“İlk kez normal uyku genini bulan İsviçreli bilim adamları, uyku kalitesinin genetik olduğu sonucuna vardı.
Lozan Üniversitesi’nden Profesör Mehdi Tafti, “araştırmalarımızdan edindiğimiz ilk bulgu, uyku kalitesinin genetik olarak belirlendiğidir” dedi.
İsviçreli bilim adamlarının ‘Science’ dergisinde yayımlanan araştırmasına göre ayrıca, A vitamini fazlalığı uyku kalitesini olumsuz etkiliyor. Araştırmacılar, elektroensefalografi (EEG) yardımıyla kobayların uykunun birinci dönemi olan delta uykusunu ölçtü.
Profesör Tafti, “bazı farelerin garip şekilde uyuduğunu gördük, çünkü delta uykuları eksikti. Genlerini diğer farelerin genleriyle karşılaştırınca bu farkı yaratan geni saptadık” dedi. Uyku kalitesini etkileyen bu genin, havuç gibi sarı veya turuncu renkteki sebzelerde bulunan A vitamininde bulunan retinoik asit olduğu belirtildi.
Tafti, A vitamininin, beyin için önemli bir rol oynadığının bilindiğini, ancak bu vitaminin şizofreni, Alzheimer ya da Parkinson gibi bazı sinir hastalıklarında da etkili olduğunu belirterek, bu hastalıkların bir yandan da delta uykusu eksikliğini beraberinde getirdiğini söyledi.
Ne kadar A vitamini?
Kobaylar üzerinde yapılan araştırmada, vücutta A vitamininin fazla olmasının uyku için kötü olduğunun anlaşıldığı, ancak bilim adamlarının bu vitaminin eksikliğinin sonuçları konusunda kesin bilgiye sahip olmadıkları belirtildi. A vitamininin özellikle hamile kadınlarda toksik etki yaratabileceğini kaydeden Profesör Tafti ayrıca, “gereken dozun tam olarak ne kadar olduğunu bilmiyoruz’ diye konuştu.
İsviçreli bilim adamlarının bu araştırması, ilk kez normal uyku geninin bulunması açısında önem taşıyor. Geçmişte, bazı ender hastalıklarda uyku bozukluğuna yol açan genler belirlenmişti.”
Kaynak: www.e-kolay.net/saglik
Yetişkinlerde her bünyenin günde ortalama sekiz saat uykuya ihtiyacı olduğunu belirten Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Rahim Kucur, “Uykunun yüzde 25’lik bölümü bedensel, yüzde 25’lik bölümü de zihinsel dinlenmeyle geçiyor. Kalan yüzde 50’lik bölümün sırrı ise henüz belirlenemedi.” dedi. Uyku düzeninin kişilere göre farklılık gösterdiğini belirten Kucur, 8 saatin üzerinde ya da altında uyuyanlar da olabileceğini, ancak ani uyku değişikliklerinin araştırılması gerektiğini belirtti. İnsanın uykuya daldığı ilk saatlerden itibaren bedenen dinlenmenin gerçekleştiğini anlatan Kucur, şunları söyledi: “Uykunun yüzde 25’lik bölümü bedensel dinlenmeye, yüzde 25’lik bölümü ise REM uykusu dediğimiz zihinsel dinlenmeyle geçiyor. Kalan yüzde 50’lik bölümün sırrı ise henüz belirlenemedi. Gece boyunca sürekli olarak uykunun değişik evreleri yaşanır. Zihinsel dinlenme daha çok sabah saatlerinde olur.” Zihinsel dinlenmenin tam olarak gerçekleşmediği durumlarda, öğrenmenin de zorlaşacağını anlatan Kucur, her bünyenin kendisine göre bir uyku ritmi düzeni oluşturması gerektiğini söyledi. Uyku konusunda bilinen en büyük yanlışın ise uyku gelmeden yatağa girmek olduğunu belirten Kucur, “Kişi uykusu geldiğinde yatağa girmeli. Eğer yatağa uzandığı halde uyku tutmuyorsa, mutlaka kalkıp uyku gelene kadar dolaşmalıdır. Yatakta uykunun gelmesini beklemek yanlıştır ve uyuyabilme süresini uzatır” diye konuştu.
Yemeğin ardından düşen vücut ısısının kısa süreli uykuya neden olduğunu anlatan Kucur, şunları söyledi: “Biz genelde sabah uykularını çok fazla önermiyoruz. Çünkü kişinin, gününün üçte birinin uykuyla geçirdiği düşünülürse, sabah saatlerindeki uyku, geceki uyku düzenini etkileyecektir. Bu da uyku ritminde sapmalara neden olur. Vücudun gereksinim duyduğu uyku, tek seferde ve kesintisiz olandır.”
Aynı şekilde uyku ritminin bozulmaması için hafta sonlarında ya da tatil günlerinde fazla uyumanın da sakıncalı olduğunu belirten Kucur, “(Hafta içi az uyudum, hafta sonu bunu telafi ederim) düşüncesi yanlıştır. Vücudun alıştığı uyku ritmi bozulmamalı” dedi.
Deliksiz bir uyku için öncelikle “uyku hijyeni”ne önem verilmesi gerektiğini anlatan Kucur, şunları söyledi: “Akşamları uyumadan önce kahve, çay ve kolalı içecekler tüketilmemeli. Çok aç ya da çok fazla tok yatağa girilmesi de uykunun kalitesini etkiler. Uyumak için yatak odasından başka bir mekan tercih edilmemeli. Salonda ya da televizyonun karşısında uyumak da uyku ritmini bozar.”
Uyku problemi yaşayan hastaların uyku ilacı kullanmadan önce mutlaka bir doktora danışması gerektiğini belirten Kucur, bu tür problemlerin öncelikle uyku hijyenini sağlamakla çözülmeye çalışıldığını, bunun etki etmemesi durumunda ise doktor kontrolünde bağımlılık yapmayacak ilaç tedavisi uygulanabileceğini sözlerine ekledi.
Kaynak: www.ailehekimi.com
__________________