İlkyardımın A B C si nedir

İlkyardımın A B C si nedir

İlkyardım uygulamalarının öncelik sırasıyla üç temel amacı vardır;
1- Yaşamı kurtarmak ve sürdürülmesini sağlamak
2- Durumun kötüleşmesini önlemek,
3- Olanaklar ölçüsünde iyileşmeyi kolaylaştırmak.

Yaşamı korumak ve sürdürülmesini sağlamak için ilkyardımcı;

İlkyardımın ABCsini uygular
A-Solunum yolunu açar;
B- Solunumu sağlar,
C- Dolaşımı sağlar

Bir insanın soluk yollarında bir tıkanma olması, kendiliğinden soluk alıp vermenin bozulması, kalbinin durup damarlarındaki kan akışının kesilmesi dakikalar içinde ölüme neden olacaktır.

Bu nedenle, yaşamın devamın sağlayacak bu üç girişim ilkyardımın ilk ve en önemli maddeleridir. Bu nedenle ilkyardımın ABC si olarak adlandırılıdr.
İlkyardımın ikinci ve üçüncü amacına ulaşmak üzere ilkyardımcı;
Kanamayı durdurur,
Gerekli sargıları yapar,
Kırık ve çıkıkları hareketsiz hale getirir,
Kazazedeyi durumuna uygun pozisyona getirir.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Hastalara öneriler

Hastalara öneriler

1.Hastalar kendi kan basınçlarını ölçmeyi öğrenmeli ve olanakları varsa bir tansiyon aleti ve steteskop almalıdırlar.
2.Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur gibi sağlık sigorta güvencesi olanlar eğer hastalıklarını belirtir bir heyet raporu alırlarsa ilaçlarına hiçbir ücret ödemezler.

Bu konuda doktorları yardımcı olacaktır.
3.Hastalar ölçtükleri kan basıncı değerlerini kaydetmeyi alışkanlık haline getirmelidir. Kan basıncı değerlerinin kaydedildiği form doktora giderken evde, iş yerinde.

.. unutulmamalıdır.
4.Bir seyahate giderken sağlık karnenizi, heyet raporlarınızı, ilaçlarınızı yanınıza almayı unutmayınız.
5.Muayeneye gideceğiniz gün ilacınızı mutlaka içiniz.
6.Doktora giderken şahsınıza ait tüm tıbbi dökümanları filmler, tahlil sonuçları, hastane dosyası, kullandığınız ilaçların kutusu… mutlaka yanınıza alınız.

alıntı.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

41. hafta gebelik

41. hafta gebelik

Hafta hafta gebelik hamilelik
41. hafta gebelik

Eğer hala daha doğum yapmadıysanız iyice sıkılmaya ve sabırsızlanmaya başladınız demektir. Sizden salgılanan hormonların bebeğinizin dolaşımında da bulunması nedeniyle erkeklerde torbalar, kızlarda da labiumlar normalden daha büyük görünecektir.

Hatta doğum sonrası memelerinden süt dahi gelebilir. Bu hem kız hem de erkek bebeklerde rastlanabilen bir durumdur ve bir kaç gün içinde kendiliğinden kaybolur. Bu hafta size çok uzun gelebilir. Sabırlı olmaya açalışmalısınız.

Siz herhangi bir ağrı hissetmeseniz bile rahim ağzınız yavaş yavaş açılmaya başlamış olabilir. Normal sancıların başlaması ile rahim ağzındaki açıklık ve incelme de artmaya başlar. Açıklık 10 santimetre olduğunda doğumun ilk evresi tamamlanmıştır. Daha sonra ikinci evre yaşanır ve bebeğiniz dünyaya ve size merhaba der. Vajinal doğumda kafa doğduktan hemen sonra doktorunuz bebeğinizin ağzını siler ve ilk ağlaması odada yankılanmaya başlar. Bu aşamada daha göbek kordonu kesilmeden bebeğinizin kucağınıza verilmesi ilk temasın daha sıcak yaşanmasını sağlar.

alıntı.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Genom Projesi

Etiketler:
Genom Projesi

Hazırlayan : Prof. Dr. Işık Bökesoy
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Genetik Bilim Dalı

İnsan Genom projesi yaşamın sırları çözüldü sloganı ile Clinton ve Blair tarafından Haziran 2000 de dünyaya duyuruldu.

Henüz başlangıcın sonuna gelindiği bilinen bu proje ile DNA üzerinde yer alan bazların dizinlerinin büyük kısmı öğrenilmiştir. Elde edilen bilgiler, gerçekten yaşamı uzatacak mı, hastalıklar ortadan kalkacak mı, doktorluk mesleği gereksiz mi olacak, insanların bundan yarar ve zararları ne olacak, bizim gibi ülkelerde durum ne olacak soruları ülkemizde de tartışılmaya başlanmıştır.

Tarihçe
Mendel tarafından faktör denilen, 1900 lerde gen olarak adlandırılan birimlerin insan kalıtımında da geçerliliği Formal Genetik alanının doğması ile sonuçlanmıştır. Genlerin yapısı ise 1953 yılında kalıtsal madde DNA nın yapısının anlaşılmasıyla en çok merak edilen konular arasına girmiştir. Bu buluşlarıyla Nobel Ödülü nü kazanan araştırmacılar açtıkları yeni sayfanın yansımalarını bu boyutta düşünememiş olabilirler. Kalıtsal madde DNA nın çift sarmal yapısı; canlı yapı ve fonksiyonlarını belirleyen molekülün kendini nasıl çoğalttığı, sonraki soylara nasıl aktarıldığı, değişinim özelliklerini ortaya koymakla dinamik ve statik özelliklerini açıklamıştır. Bu bilgiler; canlıların birbirine benzerliğini ve farklarının temelini ortaya koymuştur. Bu konuda kazanılan bilgiler ve geliştirilen teknolojiler bilgi birikimini artırdıkça çalışan grupların sayısı da artmıştır. Ancak birbirinden bağımsız yürütülen bu çalışmalar harcanan zaman ve malzemelerle tekrarlara da neden olmuştur. Bilgisayar teknolojisinin de kullanımıyla bu büyük proje hesaplanandan daha kısa zamanda sonuçlanma yoluna girmiştir. Sonuçta Amerikada NIH ve enerji komisyonu DOE nin yaptıkları girişimle projelendirilmiş ve uluslararası boyutta çok uluslu ele alınmıştır. Bu proje için harcanan para insanın aya gidip gelmesi için harcanan paradan daha fazladır.

Günümüzde genomun tüm sırları öğrenildi mi?
Bugün ilk aşaması tamamlanmakta olan bir sürecin başında bulunuyoruz. 3.2 milyar baz çftinden oluşan insan çekirdek DNA dizisi çıkarılmış olmakla harfleri bilinen ancak kelimelerinin anlamları yıllar sonra öğrenilen antik dönem abcleri hatırlanabilir. Genomun işlevselliği yani hangi dizilerin hangi proteini kodladıkları, bunların yerleri ve çalışma yolları, birliktelikleri, kullanılabilirlikleri, protein protein etkileşimleri öğrenilmedikten sonra bu bilgi ham haliyle fazla birşey ifade etmez. Şimdi yine hastalara dönerek hastalardaki değişime uğrayan bölgelerin hangi hastalıkları nasıl yaptıkları ortaya konmak zorundadır. Ancak bunlar tamamlandıktan sonra tanı, tedavi ya da zenginleştirme denen şimdilik kabul görmeyen ancak gelecekte yüzleşeceğimiz kullanım şartları tartışılabilecektir.

Canlıların genom u için bunca emeğin karşılığı nedir?
Bu proje ile bir icat yapılmadığını var olan genomun keşfedildiğini biliyoruz. Genom; bir hücre ya da canlının sahip olduğu genetik bilgilere yani anne ve babasından gelen biyolojik kalıta verilen addır. Genom o canlının şeklini, fonksiyonlarını bir anlamda kaderini belirler. Genomun çözümü bu nedenle yaşamın sırlarının çözümü demektir. Yaşam için gerekli bilgilerin içeriği ve bunların nasıl kullanıldığının anlaşılması büyük bir kazanç ve bu bilgileri elde tutanlar için büyük bir güç potansiyeli taşımaktadır. Projeye katılan resmi organizsayonların dışında özel firmaların da bir süredir bu alanda büyük yatırım yapmaları beklenenlerin büyüklüğünü göstermektedir. Üstelik bu yalnızca sanıldığı gibi insanla sınırlı değildir. Yaşamın sırlarının çözülmesi bu alanda değişim yapma, amaca yönelik zenginleştirme, seçilenlerin üretimi, başka canlıların model olarak ya da insan için farklı amaçlarla da kullanılmasını gündeme getirebilecektir. Bu teknolojiyi kullanabilenler için ise güç demek olacaktır.

Genom projesi tıp ve düşünce alanında değişimler getirmekte midir?
Genom projesi insan genomunu hedef alırken kullanılan tekniklerin gelişim ve kullanımında diğer canlılarda çalışılmıştır. İnsandan önce diğer canlıların yapılarının çözümlenmesi ile kazanılan bilgiler insan genomunun aydınlatılmasında yararlı olmuştur. Yine bu bilgiler sonucu gözlenen homolojiler insanın doğada ayrıcalıklı bir yapısı olmadığını; yer solucanı, fare ve sinekle ortak yapılanma gösterdiği bölgelerin olduğunu göstermiştir. Canlılar evreninde geçerli kuralların insan için de geçerli olduğunu göstermiştir. Bugün elde edilen bilgiler evrim kuramını ortaya attığı için yargılanması bitmeyen Darwin i hiç olmadığı kadar desteklemektedir. Canlıların ya da türlerin özellikleri daha iyi anlaşılmaya başladığı gibi aynı tür hatta aynı ailede farklılıklarımızın da kökenleri anlaşılmaktadır. Bu yolla polimorfik özellikler toplumların göçlerini ve etnik yakınlıklarını ortaya koyabilecektir. Yine bu özelliklerin adli ya da askeri amaçla kimlik tesbitinde önemli katkıları olacaktır. Bu farklılıklarımızın yaygın insan hastalıklarındaki rollerinin anlaşılması ve çevre ile etkileşimlerinin ortaya çıkması korunma yollarının anlaşılmasını da sağlayacaktır. Bugün henüz abc si ortaya konan bu bilgilerin kullanımı anlaşıldıkça bu bilgilerin yalnız dış çevre değil kendi birlikteliklerinden de nasıl etkilendiklerini ortaya çıkaracaktır. Tek gen hastalıkları ki ender hastalıklar grubunu oluştururlar, tanı ve tedavi hedefi olarak tıp uygulamalarında yer edinmeye başlamıştır. Tüm bu bilgilerin insan için kullanılmasını öngörmekteyiz. Bu bilgilerin kullanıma girmesiyle hastalıkların erken tanısı, tedavisi, doğum öncesi değiştirme ya da ayıklanması gündeme gelecektir. Bu getirileri kullanan kişiler, gruplar ya da ülkeler ile diğerleri arasında nasıl bir ayrım yapacaktır şimdiden öngörmek kolay değildir. Her ne kadar uluslarası sözleşmelerle birtakım sınırlamalar getirilmeye çalışılsa olayın yasal, etik ve sosyal yönleri de ele alınsa zaman bunun tutacağı yolu daha iyi ortaya koyacaktır.

Doktorlara iş kalmıyor, herşey labratuarlarda tamamlanacaktır denebilir mi?
Hekimlik mesleği eskisinden daha fazla önem taşımaktadır. Ne yapılacağı, neden ve nasıl yapılacağının yanı sıra tıbbi yaklaşımın sosyal boyutu ön plana çıkacaktır. 21. yüzyılda koruyucu hekimlik, sosyal ve psikolojik iyilik hallerinden hekimler sorumlu olacaklardır. Etik sorunlar için bugüne kadar süregeldiği gibi hekimler hastalarının hakları yanında, onlara zarar verecek uygulamalardan korunmayı da görev edineceklerdir. Moleküler tekniklerin getirisinden insanın yararlanmasını sağlamaktan hekim sorumlu olacaktır.

Tehlikeler neler olabilir?
Kişisel farklılıklar içinde hastalıklar yanı sıra, kişinin fiziksel-fonksiyonel ya da zihinsel farklılaşmasına neden olan genlerin de girmesiyle hasta-normal ayrımının sınırları değişebilir. Sigorta, okul ya da toplumda doğum öncesi tanıya gitmediği için hasta doğanlar yük olarak algılanabilir ve yükün kabul edilebilirlik sınırları şimdiden öngörülemez. Suçlamalara uygun sosyal çevreyi bulamayan hastaların kendileri de katılabilirler. Genetik yapı kimliğin yerine geçebilir. İnsanlar kötü genli- iyi genli, üstün-geri diye ayrımcılığa uğrayabilirler. İnsanların gizlilik hakkı ve onuru zedelenebilir. Tedavi ve tanı şansının kimlerin olabileceği etiğin eşitlik ilkesiyle çelişki yaratabilir. Adalet parası olanlar için geçerli bir olgu konumuna düşebilir. Bugün özel kanserlere ya da hastalıklara göre tedavi hazırlanması söz konusu olabilecektir. Bunun ekonomik bedeli de biliniyor. O halde pastadan pay üstün insana mı gidecektir sorusu korku uyandırıyor.

Gen tedavisinde başarı, geçen süre içinde istendiği düzeye gelememiştir. Başarısızlıklar ya da uzun süreli izlem sonuçları sınırlayıcılık getirmektedir. Denek bulmak kolay değildir. Denek konusunda kurallar konmamış ülkelere tedavi konusundaki pazarlamalara hekimler dikkatle yaklaşmalıdırlar.

Moleküler çalışmalar sonucunda görülmektedir ki aynı hastalık bir genin farklı değişinimleri ile de olabilmektedir. Bu değişinim noktalarını kolay tanıyacak kit lerin geliştirilmesi halinde farklı mutasyon taşıyan toplumlarda, hazırlanandan yararlanma şansı düşecektir. Tedavi için de aynı şey söylenebilir. Özgün tedavilerin gelişmesiyle, farklı değişinimlerle aynı sonucun doğduğu hastalıkların tedavisinde ilerleme ivmesinin düşük olacağı söylenebilir.

Ülkemizde durum nedir?
İnsan genom projesi ile ilgili olarak yeni yılda nukleotid dizilerinin büyük ölçüde çözümlendiği görülmektedir. 22. kromozom ve arkasından 21. kromozomun üzerindeki diziler ortaya konmuştur. Bu yolla insanda kaç gen olduğu sorusuna yeni çıkarımlar yapılarak bu sayının varsayılanların bazılarından daha aşağıda olduğu anlaşıldığı gibi DNA ın organizasyonunda kodlama yapmayan alanların daha yaygın oldukları anlaşılmıştır. Yerleri bilinen, ifade bulan bu genlerin bir kısmının ne iş yaptığı bilindiği halde diğerleri keşfedilmeyi beklemektedir. İnsanda var olan 23 çift kromozomun en küçükleri dışında kalan 21 tanesi üzerinde çalışılmaya devam edilmektedir. Bu keşfi yapacak bir alt yapı ülkemizde yoktur. Var olan olanaklar ise bilim adamı sayısı, alt yapının birçok laboratuar arasında bölünmüş olması, yatırım eksikliği ve organizasyon eksikliği nedeniyle yapılamaz durumdadır. Ender hastalıkların sıklığı, geniş aile yapısı nedeniyle bu alanda önemli bir gen kaynağı durumundaki ülkemizde özgün çalışmalar yeterli değildir.

Ülkemizin güncel koşulları çerçevesinde genom projesi ile kazanılan bilgiler tanı için değişik hastalıklarda ve değişik yoğunlukta kullanılmaktadır. Tıp fakültesi bünyelerinde bu yapılanma daha sınırlı iken Boğaziçi, Bilkent gibi Üniversitelerde Moleküler Biyoloji Bölümlerinde daha geniş boyutlardadır. Muskuler distrofiden, kistik fibrozise, talasemilerden Huntington koresine kadar tek gen hastalıkları ya da polimorfizmlerle yaygın hastalıklarda ya da bağlantı analizleri ile tek gen hastalıklarında çalışılmaktadır. Ankara, Hacettepe, ODTÜ gibi diğer birimlerde de bu çalışmalar kendi başına yapılmakta olup organize değildir. Özel laboratuarlarda da bu girişimler başlamıştır. Tanı için başlayan bu hareketlenme etik kuralların acilen oluşturulmasını gerektirmektedir. Sonuç olarak; sağlık, bilim politikaları ve ulusal etik komisyon oluşturulması için geç kalınmışlık sınırlarında olduğumuz söylenebilir.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Hamilelerde troid ve guatr

Hamilelerde troid ve guatr

HAMİLELİK PLANLIYORSANIZ TİROİD MUAYENESİ OLUN! Hamile kalmaya karar verdiyseniz veya hamile kaldığınızı anladığınız zaman ilk olarak yaptırmanız gereken kan tahlillerinde biri açlık kan şekeri, diğeri de tiroid hormonları ölçümüdür.

Eğer tiroid hormonlarında anormallik varsa guatr konusunda deneyimli bir uzman tarafından muayene edilip daha ileri tetkikler yapılmalıdır. Böylece mevcut tiroid hormon bozukluğunun nedeni ortaya çıkarılıp doğru ve yeterli tedavi yapılır.

Bu safhadan sonra hamilelik planlanmalıdır.

EĞER HAMİLEYSENİZ En kısa sürede kadın doğum uzmanınızla görüşüp serbest T3, serbest T4 ve TSH isimli hormonlarınızın ölçülmesini talep edin. Bunlarda bir anormallik varsa guatr konusunda deneyimli bir uzmanla görüşün.

HAMİLELERDE HANGİ TİROİD HASTALIKLARI GÖRÜLÜR? Daha önce mevcut olan tiroid hastalıkları hamilelik sırasında daha belirgin bir hale gelir ve daha gürültülü seyreder. Bu da hem hamilenin hem de bebeğin sağlığını ve hatta hayatını tehdit edebilir. Bu nedenle tiroid hastalıkları hamilelik öncesinde tedavi edilip kontrol altına alınmalıdır. Ayrıca, tiroid hastalığı olduğu bilinen bir kadın hamile kaldığında kadın doğum uzmanı tarafından en kısa sürede bir deneyimli bir guatr uzmanına yönlendirilip hasta hamilelik boyunca guatr ve kadın doğum uzmanlarınca yakından takip edilmelidir. Yine de hamilelerde daha önce mevcut olmasa da her türden tiroid hormon bozukluğu ortaya çıkabilir.

HAMİLELERDE ZEHİRLİ GUATR Hamilelerde tiroid hormonları aşırı düzeyde üretilirse bu duruma zehirli guatr hipertiroidizm diyoruz. Bu hastalık hamileliğin erken döneminde ortaya çıkarsa bebeğin anne karnında ölümü ve düşük görülebilir. Eğer hastalık hamileliğin son aylarında ortaya çıkarsa annenin hayatı bebekten daha fazla tehlikeye girer. Yine de doğum olursa çok özel tedbirler ve guatr konusunda deneyimli bir uzman işbirliği ile doğum veya sezeryan gerçekleştirilmelidir. Bu durumda bebeğin zeka düzeyinin düşük olması çoğunlukla mümkün değildir.

Bu hamilelerde tedavi oldukça zor olup sonucu da çoğunlukla hastayı da hekimi de tatmin etmez. Bu hastalarda ameliyat çoğunlukla yapılmaz, çünkü yüksek tiroid hormonları varlığında anestezi vermek çok risklidir. Bu hastalarda radyoaktif iyot RAI tedavisi kesinlikle uygulanmaz. Bu hastalarda sadece tiroid karşıtı ilaçlar kullanılır ancak bu ilaçlar hem çok etkili olmaz hem de bebek üzerine zararları olabilmektedir. Zehirli guatrı hafif düzeyde olan hamilelerde pasif takip yani ilaçsız yakın takip yapmak ve gerekince ilaçla müdahale etmek de mümkündür.

HAMİLELERDE TİROİD HORMON YETMEZLİĞİ HİPOTİROİDİZM Hamilelerde tiroid hormonlarının düşük, TSH ın yüksek olduğu durumlar ciddi alarm belirtisi olup yakından izlemek gereken bir tablodur. Bu durum tiroid hormon yetersizliği yani hipotiroidizm belirtisidir. Ancak bazen TSH normal iken dahi kandaki tiroid hormonları düşük olur. Bu durumda tedaviye derhal başlanmalıdır. Aksi halde hem annenin tiroid bezesi büyür, gereğinden fazla kilo alır, kabızlık başlar, hem de anne rahmindeki bebeğin zihinsel ve fiziksel gelişimi bozulabilir. Bu hamilelerde yeterli tiroid hormonu verildiğinde bebeğin normal zeka ve fiziksel gelişimi sağlanır.

Hamilelerde tiroid hormon yetersizliği sanıldığından çok daha yaygındır. En önemlisi de ne yazık ki bu yetersizlik çoğunlukla ne kadın doğum uzmanının ne de hastanın aklına gelmemektedir. Bir de üstelik henüz ülkemizde yeni doğan bebeğe tiroid taraması yapılmadığı için tiroid hormon yetmezliği doğum sonrasında da tedavi edilmeyip bebeğin zeka fiziksel gelişimi daha da bozulmaktadır.

HAMİLELERDE TİROİD NODÜLÜ Hamilelerde her tür nodül saptanabilir. Bu nodüllere yönelik tedavi doğum sonrasına ertelenmelidir. Çünkü hamilelerde tiroid kanseri çok nadir bir durumdur. Hatta hamilelerde bütün kanserler nadirdir. Bu nedenle hamilelerdeki nodüller ultrasonografi ile incelenmeli, aynı anda tiroid hormonları yüksek zehirli guatr yoksa başka bir işlem yapılmadan pasif takip yapılmalıdır.

HAMİLELERDE NE TÜR TİROİD TETKİKİ YAPILMALIDIR? Diğer insanlardan farklı olarak, tarama amacıyla sadece TSH ölçümü hamilelerde yeterli olmaz! Çünkü TSH cevabi bir hormon olup hamilenin hızla değişen tiroid hormon düzeyine cevap olarak ancak aylar sonra yükselmeye başlar ki bu dönemde bebek tiroid hormonsuz kalabilir. Bu nedenle hamilelerde TSH, serbest T3, serbest T4 hormonları ölçülmelidir.

Hamilelerde bazen TSH çok düşer. Bu ciddi bir klinik durumdur. Çünkü bu hamilelerin gerçekten bir tiroid hastalığı nedeniyle mi örneğin zehirli guatr yoksa normal bir gelişim nedeniyle mi örneğin hamilenin kanında normalde artan beta HCG etkisiyle TSH düşüklüğü olduğu anlaşılmalıdır. Zira çoklu hamileliliklerde örneğin ikiz ve üçüz kanda artmış olan gonodotropinler TSH düşüklüğü nedeni olabilir. Bu çoğunlukla yanlış anlaşılıp hamilede zehirli guatr var şeklinde yorumlanıp hamileliğin sonlandırılmasına kadar giden karalar verilmektedir.

Hamilelerde tiroid sintigrafisi uygulanmaz. Nodüle ince aspirasyon biyopsisi yapılması da tavsiye edilmez.

HAMİLELERİN TİROİD HASTALIKLARI YÖNÜNDEN TAKİBİ Hamilelerde hormonal sistemlerin tümünde ciddi değişim olması kaçınılmazdır. Tiroid de bu değişimlerden nasibini almaktadır. Bu çerçevede vücudun iyot ihtiyacı ve tiroid hormonu ihtiyacı artmaktadır. Bu nedenle hamilelerde tiroid hormonlarının her 3 ayda bir ölçülmesi gerekir; zira her üç aylık dönemlerde tiroid hormon ihtiyacı değişiklik göstermektedir. En önemlisi, hamilelik öncesinde tiroid hastalığı olanların, hamilelik süresince bir kadın doğum uzmanına ilaveten bir de guatr uzmanınca yakından takibi gerekir.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Down Sendromlu Çoçuklarda Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Down Sendromlu Çoçuklarda Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

21 kromozomlu bir çocuk dünyaya geldiğinde anne ve babalar hayatları da pek çok şeyin değiştiğini düşünürler. Nereden başlamaları gerektiğini bilemezler. Başlangıç noktalarından biri de eğer ciddi sağlık problemleri yoksa bebek 2 aylık olduğunda rehabilitasyon programıdır.

Çok erken olduğu düşünülebilir, ancak bebeği erken dönemde takip etmeye başlamak önemlidir.

Erken dönemdeki takip ile çocuğun ihtiyaçlarına göre düzenlenen fizik tedavi programları çocuğun motor ve sosyal gelişimlerini hızlandırır.

Bebek 2 aylık olduğunda desteklenmesi gereken noktalar belirlenir. Bunun için Vojta terapi ya da nörogelişimsel tedavi metotları kullanılabilir. Bebeğin haftalık kontrolleri ile neler kazandığı gözlenebilir. Bu sayede normal gelişim basamakları ile çocuğun gelişimi arasındaki fark azaltılır. Amaç çevresini keşfetmesi, tanıması, bilgilerini pekiştirilmesini sağlamaktır. Çocuğun en kısa sürede yürümesi önemlidir, ancak yürürken patolojik bir şekilde olmaması çok daha önemlidir.

Bebekken başlayan fizyoterapist aile işbirliği ile bebeklerine nasıl davranacaklarını, nasıl besleyeceklerini, ağız motoriklerini artırmanın yollarını, oyuncaklarla nasıl oynatabileceklerini, gelişim süresince nelere dikkat etmeleri gerektiğini öğrenebilirler. Bu şekilde karşılaşılacak sorunların büyük bir kısmı bertaraf edilmiş olur.

İleri yaşlarda ise fizyoterapist tarafından çocuğun takıldığı noktadan destek sağlanır. Kas gücü, algılama ve motor becerileri arttırılmaya çalışılır. Denge ile ilgili sorunlar ileri yaşlarda geç dönem yürümüş olan çocuklarda görülebilir. Denge tahtası ile çalışmalar, tek ayak üzerinde durma gibi çalışmalar yapılabilir.

Down Sendromlu çocuklarda en çok karşılaşılan sorunlardan biri de yüz kaslarını da yansıyan hipotonluktur. Yüz kaslarının hipoton olması bebekken yemek yeme zorluğu ile ailelerin karşısına çıkar. Uzun dönem anneler yiyeceklerini blenderden geçirmek zorunda kalırlar. Yine su içerken sık sık içtikleri suyu aspire ettikleri için tıkanırlar. Ayrıca yiyeceğin sürekli aspire edilmesi sürekli tekrarlayan bronşite sebep olur. Çocukların ağız motoriği açısından da fizyoterapistler tarafından değerlendirilmesi, çocuğa uygun egzersizlerin aileye öğretilmesi gerekmektedir.

Çocuğunuz hangi yaşta olursa olsun Fizyoterapistler ailelerin her zaman yanlarındadır.

http://www.dostyasam.org/fizyo.htm Fzt. İmran Erkanat

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Botox mucizemi

Etiketler:
Botox mucizemi

Botox, tüm dünyada amaç ve sonuçları öğrenildikçe kullanımı artan, en kolay kırışık yoketme yöntemi olarak biliniyor. Ancak ismi sık duyulsa da ve her zaman gündemde olsa da botox hakkında bilinmeyen çok şey var.

Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Erol Kışlaoğlu botox hakkında bilinmeyenleri, merak edilenleri ve dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.
Kısa bir zaman öncesine kadar pek çok nörolojik hastalığın tedavisinde kullanılan botox, son yıllarda estetik amacıyla kullanılmaya başlandı.

Birçok kişinin kırışıklık tedavisinde en çok tercih ettiği yöntem olan botox, estetik amacıyla da son yıllarda yaygın olmasına karşın, yanlış bilinen birçok noktası var.
Botox, zamanla yüzde oluşan derin ve yeni başlamış mimik kırışıklıklarında, çizgilerde uygulanan cerrahi olmayan bir uygulamadır. Clostridum Botulinum adlı bakteriden üretilen doğal, saflaştırılmış bir proteinin kırışıklığa yol açan kaslara çok ince uçlu bir enjektör iğnesi ile düşük dozlarda verilmesiyle uygulanır diyen Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Erol Kışlaoğlu botox hakkında şu bilgileri verdi.

-Botox Sadece Kozmetik Amaçlı Bir İlaç mıdır?

İlacın ilk kullanım alanı estetik değildir. Pek çok nörolojik hastalık , serebral palsi, göz tikleri ve şaşılıkta kullanılmıştır, kullanılmaya devam edilmektedir. Bu uygulamalar esnasında fark edilmiştir ki; kaş arasında ve göz çevresindeki kırışıklıklar yok olmuştur. Bunun üzerine araştırmalar yapılarak estetik ve kozmetik alanlarda kullanımı başlamış ve alınan sonuçların son derece iyi olmasından dolayı yaygınlaşmıştır.

-Botox Felce Sebep Olur mu?

Enjekte edilen kasta sinir hücreleri aracılığıyla kasılma emri veren iletiyi geçici süre durdurmaktır. Yani felç eder bilgisi yanlıştır. Uygulanması son derece basittir. 5 dakika içerisinde yapılır. Etkisi ise 1 haftada tam olarak görülür. İlk uygulamada süresi 4 ay iken daha sonraki uygulamalarda süre 6 ay olur. Kırışıklığa yol açan kaslara serum fizyolojik ile seyreltilerek enjekte edilmektedir, enjeksiyondan sonra kas içinde yayılarak dağılır. Uygulama alanları alın, kaş arası, göz çevresindeki kaz ayağı dediğimiz çizgiler, üst dudak ve boyundaki çizgilerdir. Aynı zamanda koltuk altı, el ve ayak terleme probleminde de tedavi maksatlı uygulamalar yapılabilir.

-Donuk ve İfadesiz Bir Görüntüye Neden Olur mu?

Donuk surat ifadesi ise yanlış bilinen bir duyumdur. Bu hastanın isteği ve hekimin arasındaki diyoloğa bağlıdır. Her insanın beklentisi ve doktorun kabiliyeti farklıdır. Örneğin bir hasta kaş çatmaktan memnun değilken bir diğeri işi yada çevresi gereği bu mimiğin kalmasını isteyebilir. Ya da biri için kaz ayaklarının yok olması bir diğeri kaşlarının kalmasını isteyebilir.
Önemli olan hastanın isteği ve doktorun bunun bilincinde olarak uygulamayı ve dozu doğal görünümü bozmadan ayarlamasıdır.

-Botox Yapıldığı Belli Olur mu?

Botox uygulamasını yaptıranlar genellikle anlaşılmasını istemezler. Bu yüzden doğal teknikler gelişmiştir. Dozları düşük tutup bir yere enjekte etmektense birkaç kasa azar azar enjekte ederek hem doğal görüntüyü koruyup hem de kırışıklıkların yok olmasını sağlayabiliyoruz. Sizde yaptırmayı planlıyor ve belli olmasından endişe ediyorsanız, kaşlarınızın çok kalkmasını istemezseniz sonuç tam istediğiniz gibi olacaktır.

-Botoxun Yeni Kırışıklıklara Neden Olduğu Doğru mu?

Botox un bazı kırışıklıkları yok edip başka yerlerde yeni kırışıklara neden olduğu söylenmekte, olan ise; yatay çizgiler yok olduğundan dikey çizgilerin göze çarpmasından ibarettir. Yani yeni olduğu söylenen kırışıklıklar zaten var olan fakat diğer çizgiler daha derin olduğu için göze batmayan çizgilerdir. Bir de hastanın isteğine bağlı olarak yapılan kaş kaldırma işleminde uygulandığında alın çizgileri oluşabilir. Bunun haricinde yeni kırışıklıklara neden olduğu bilgisi yanlıştır.

-Yan Etkileri Var mı?

Botox un bilinen hiç yan etkisi yoktur. Etkisi sadece uygulama bölgesiyle sınırlıdır, 24 saat içerisinde vücuttan atılır ve en önemlisi maksimum etkisi yani kaslardaki gevşeklik 6 aydır. Uygulama anında iğneye bağlı kızarıklıklar ise gündelik hayatta kullandığımız makyaj malzemeleriyle kolayca kapatılabilir. Etkisi geçtikten sonra yeniletmenizde hiçbir sakınca yoktur ve herhangi bir sınırlama olmaksızın ömür boyu kullanabilirsiniz.

-Dudak ve Yüz Dolgunlaştırmada Kullanılır mı?

Botox un işlevi kas hareketlerini zayıflatmak olduğundan dolgu maddeleriyle kıyaslamak yanlış olacaktır. Dudak üzerindeki ince çizgilerde kullanılmakta ancak dolgu maddesi gibi dudak ya da yüz dolgunlaştırmakta kullanılmamaktadır. Yani botox insanı şişirir demek tamamen yanlıştır.

-Sahte Botox Var mı?

Botox la ilgili en önemli konulardan biri de botox un belli bir kalitesi ve dozunun olmasıdır. Piyasada bazı uzakdoğu ürünü kopya ilaçlar olduğunu ve bunların çok ucuza yapıldığını duymakla beraber bu ürünleri doktorların kullandığını düşünmüyorum. Her ne kadar basit bir işlem gibi görünsede Botox uygulayabilmek için muhakkak anotomi bilgisi gerekmektedir. Sadece ve sadece bu işin uzmanı olan doktorlar tarafından uygulanmalıdır.

-Bazı Kremlerin Botox Etkisine Sahip Olduğu Doğru mu?

Son dönemde botox etkisine sahip olduğu söylenen pek çok krem ve benzeri ürün görmekteyiz. Nitekim botox kesinlikle kremlere katılabilecek ve yüze sürülerek etki edecek bir madde değildir. Kaslara enjekte edilmelidir, oysa kremler tamamen cilt yüzeyine uygulanırlar, dolayısıyla sadece yüzeysel ince cilt kırışıklıklarında etkili olabilirler. Botox ise dinamik kaslara bağlı derin kırışıklarda etkilidir. Bunlarda alındaki, göz çevresindeki, dudak ve boyundaki kırışıklıklardır. Kısaca söylemek gerekirse hiçbir krem botox un etkisini sağlayamaz.

-Bağımlılık Yapar mı?

Tüm bunlara ilaveten botox un insanların üzerinde son derece olumlu etkileri vardır. İnsanlar uygulamanın ardından yavaş yavaş kırışıklıklarının yok olduğunu, sinirlenseler de kaşlarını çatamadıklarını fark ederler. Ve sonuçta çok daha iyi hissederler ve sürekli yaptırmakta hiçbir sakınca olmadığından 6 ayda bir yenilemektedirler.

Botox la İlgili Yanlış Bilinenler

1. Botox yılan zehridir.
Botox bakteriden elde edilen sıradan denebilecek bir ilaç. Neredeyse bütün antibiyotikler aynı yöntem ile elde ediliyorlar ve hepsi bakterilerin kendilerini korumak için salgıladıkları maddeler. Yılanlar ile bir alakası yoktur.

2. Botox felç yapar.
Felç ile bir kasın hareket yeteneğini sonsuza kadar kaybetmesini ifade ediyorsak yanlış. Botox verilen kaslar dört ile altı ay arasında sinirlerden uyarı alamaz ve hareketsiz kalır. Daha sonra hiçbir şey olmamış gibi eski hareketlerine devam ederler.

3. Botox ifadesiz bir yüz yapar.
Botox büyük ölçüde alında uygulanıyor. Buradaki hareketsizlik de sadece kaşlarınızı çatmanıza engel olur ki bu sadece ifadenizi yumuşatır. Karakter rolleri oynayan bir aktör ya da aktris değilseniz ifadenizdeki bu değişiklik kimseyi rahatsız etmez.

4. Botox sadece güzellik amacıyla kullanılan kozmetik bir ilaçtır.
Çok yanlış. Botox yıllarca felçli hastaların tedavisinde kullanıldı. Estetik amaçlar ile kullanılması çok yeni. Türkiye de kullanılan ilaç miktarının hala 70 i gerçek hastalara kullanılıyor.

5. Botox bir dolgu maddesi gibi dudakları yüzü şişiriyor.
Botox verilen bir bölge şişmez. Botox dolgu maddesi değildir. Dolgu maddeleri ayrı bir gruba giriyorlar.

6. Botox doğal değil ve sağlığa zararlı.
Bilinen hiçbir yan etkisi ve zararı yok. Aspirin ne kadar doğal değilse botox da o kadar değil. Ya da yılan zehiri doğal olmasına karşın bir insanı öldürebilir. Her doğal iyi, her doğal olmayan kötüdür denemez!

7. Botox yaptıranlar şeytan gibi görünüyor.
Bu da tamamen ilacı veren kişiye bağlı. Botox kaşları kaldırabilir ama bu kontrollü bir şekilde olur.Tamamen doktorun elindedir.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Erkeklerde depresyon

Erkeklerde depresyon

Elimizdeki raporlara göre depresyona giren kadınların erkeklere oranı çok daha az olduğundan depresyon genellikle bir kadın hastalığı olarak düşünülür. Oysa erkeklerde depresyon , farkına vardığımızdan daha yaygın olabilir.

Pek çok erkek karamsarlığı erkekliğine yakıştıramadığı için durumunu gizlemeye çalışır. Ve başarır da: Ülke çapındaki araştırmalara göre, psikiyatrist dışındaki hekimler, erkeklere depresyon tanısı koyma konusunda 70 oranında yanılırlar.

Ne varki , Amerikan Psikiyatri Birliği in son yıllık toplantısında , erkeklerde depresyonun gizli kalmasının bir nedeni , onların bu rahatsızlığı kadınlardan farklı ifade etme eğilimleri olabiliceği belirtilmiştir.

Araştırmaya göre kadınlar üzüntüyü genellikle içine atarken, erkekler dışa vurur. Depresyondaki kadınlar sorunları hakkında konuşur ve dışarıdan yardım isterken, depresyondaki erkekler içlerindeki acıya karşı daha dayanıksızdırlar ve rahatlamak için bir eyleme veya maddeye dönerler. Erkeklerde depresyon, depresyondan kaçmak için kullandıkları savunular kadar açık değildir.Buna örtülü ya da maskeli depresyon deriz. Örtülü depresyonun başlıca üç belirtisi vardır. İlk olarak, erkekler alkol ya da uyuşturucu kullanarak, aşırı çalışarak ve ya evlilik dışı ilişkiler kurarak acıdan kaçmaya çalışırlar. Kendilerini dışarıdan soyutlar, sevdiklerinden uzaklaşırlar. Ayrıca kızgınlık ve şiddetle, ani çıkışlar da yapabilirler.

Depresyonun nedenleri kadınlarda ve erkeklerde farklılık gösterir. Depresyondaki kadınlar kendilerini sıklıkla güçsüz hissederlerken, depresyondaki erkekler, gereksinimlerinden ve diğer insanlardan koptuklarını duyumsarlar. Bu tutum, çocuklukta, erkek çocuklara annelerinden, duygularından ve kırılganlıklarından uzaklaşmaları öğretildiği zaman başlar.

Burada anahtar, yeniden bağlanmaktır. Tedavi öncelikle, gizli durumun ele alınabilmesi için, şiddet içeren ya da kişinin kendi kendine iyileştirmek için başvurduğu davranışların yani alkolizmin, evlilik dışı ilişkinin, işkolizmin çözülmesini gerektirir. Ama erkeklerde depresyonun nihai çaresi, yeniden bağlantı kurmaktır. Erkek depresyonunun kökeninde , stoacılığı ideali ve onu izleyen soyutlanma vardır. Bu durumda depreyona en kalıcı çözüm, yakınlarıyla bağlarını yeniden güçlendirmektir.
Kaynak: Psikolog Esin AŞKIN

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Oral Ağız Motor Egzersizleri

Oral Ağız Motor Egzersizleri

Bu egzersizlerin amacı çocuğunuzun ağız ve dil kaslarının güçlendirilmesidir. Konuşmanın gerçekleşebilmesi ve anlaşılır olabilmesi için bu kasların yeterince güçlü olması gereklidir. Down Sendromlu çocukların çoğunda bulunan genel kas zayıflığı kendini ağız ve dil kaslarında da gösterir.

Bu kas zayıflığı ağızın küçüklüğü ile birleşince çocuğun dili dışarı sarkma eğilimine girer. Dışarı sarkmış bir dil ile konuşmayı hiç denediniz mi? Deneyin, mümkün olmadığını göreceksiniz.

Dilin dışarı sarkmasının getireceği bir diğer önemli sorun yeme ve çiğneme güçlükleridir.

Dışarıda olan dil yemeklerin ağzın içinde tutularak çiğnenmesini ve yutulmasını engelleyecektir. Çocukta yeme problemleri yaratacaktır.

Başka bir konu ise sarkmış dilin burun yerine ağızdan nefes almaya yol açmasıdır. Ağızdan nefes almak üst solunum yolları hastalıklarının artması riskini getirdiğinden engellemeye çalışmak gereklidir.

Son olarak ama en az diğerleri kadar önemli dışarı sarkık bir dil diğer insanların çocuğunuza olan tavrını etkileyecektir.

AŞAMA 1
1. Ağzınızı yavaşça açıp kapayın. 8-10 kez tekrar edin. Dudaklarınızın tümüyle kapalı olmasına dikkat edin.
2. Dudaklarınızı sanki bir öpücük verecekmişsiniz gibi büzün, böyle tutun, rahatlayın. 8-10 kez tekrar edin.
3. Dudaklarınızı yayarak kocaman bir gülümseme verin, böyle tutun, rahatlayın. 8-10 kez tekrar edin.
4. Dudaklarınızı büzün, böyle kalın,sonra gülümsemeye döndürün, böyle kalın. 8-10 kez tekrar edin.
5. Ağzınızı kocaman açın ve bu şekilde dudaklarınızı büzmeye çalışın. Çenenizi kapatmayın. Böyle kalın, rahatlayın. 8-10 kez tekrar edin.
6. Dudaklarınızı sıkıca kapatın ve birbirine bastırın. Rahatlayın ve tekrarlayın.
7. Dudaklarınızı sıkıca kapatın ve dilinizi ağzınızın içinde gezdirin.
8. Ağzınızı açın ve dilinizi dışarı çıkarın. Dilinizin ağzınızın yanlarına kaymamasına ve dümdüz dışarı çıkmasına dikkat edin. Böyle tutun, rahatlayın. 8-10 kez tekrar edin. Dilinizin her gün biraz daha dışarı çıkmasına uğraşın. Ama daima dümdüz ileriye çıkmalı. Sayfa 1/2
9. Dilinizi dışarı çıkarın ve dudaklarınızın bir köşesinden öbür köşesine doğru yavaşça hareket ettirin. Her köşede durun, rahatlayın ve tekrar edin. Dilinizin ağzınızın her iki köşesini de yalamasına dikkat edin.
10. Dilinizi dışarı çıkarın ve çenenize dokundurmaya çalışın, böyle tutun, rahatlayın. 8-10 kez tekrar edin. Her gün biraz daha aşağıya uzatmaya çalışın.

AŞAMA 2
Ağzınız = Eviniz
Çocuğunuzla beraber bir aynanın önüne geçin ve yüzünüze değişik ifadeler verinmutlu, üzgün, kızgın, şaşırmış, öpücük, gülümseyen, yorgun.
Senin evin nerede? Ağzınızı kocaman açın.
Evin temizlikçisi nerede? Dilinizi dışarı çıkarın ve sağa-sola oynatın.
Evin çatısını temizleyelim. Dilinizin ucunu üst damağınızda gezdirin.
Senin evinin pencereleri nerede? Dişlerinizi göstererek gülümseyin.
Üst pencereleri temizleyelim. Dilinizin ucunu üst dişlerinizin üstünde gezdirin.
Alt pencereleri temizleyelim. Dilinizin ucunu alt dişlerinizin üstünde gezdirin.
Üst pencerelerin içini temizleyelim. Dilinizin ucunu üst dişlerinizin iç tarafında gezdirin.
Alt pencerelerin içini temizleyelim. Dilinizin ucunu alt dişlerinizin iç tarafında gezdirin.
Bütün pencereleri temizleyelim. Dilinizin ucunu hem alt hem de üst dişlerinizde gezdirin.
Ön kapıyı temizleyelim. Dilinizin ucunu dudaklarınızın üstünde gezdirin.

Oh, işte dondurmacı geliyor, ne diyor? Ding-dong, ding-dong.
Caddeye bakalım. Dilinizi çıkarın ve ağzınızın köşelerine uzatın.
Dondurmayı kocaman yalayalım. Dilinizi dışarı çıkarın, yanlarını kıvırmaya çalışın.
Oh, bak, çenenin üstüne geldi, alalım. Dilinizin ucuyla çenenize dokunmaya çalışın.
Oh, bak burnuna da geldi, hadi alalım. Dilinizin ucuyla burnunuza dokunmaya çalışın.
Oh, bak çenende, bak burnunda Dilinizi hızla bir aşağı§ bir yukarı hareket ettirin.

Bak motorsiklet geliyor. Ne diyor? Brrrımm, brrımm.
Evin temizlikçisi çok korktu, evin içine kaçtı ama etekleri takılı kaldı. Dilinizi dişlerinizin arasına sıkıştırın ve üfleyin.
Oh, temizlikçi çok kızdı. Motoru çalıştır. Dilinizi dişlerinizin arasına sıkıştırın ve çok sesli olarak üfleyin

Bu egzersizleri yaparken hem siz hem de çocuğunuz çok eğlenebilirsiniz. Çocuğunuzun aynaya bakmaktan her çocuk gibi doğal olarak büyük bir zevk aldığını göreceksiniz. Ayrıca Down Sendromlu çocukların pek çoğunun güçlü oldukları noktalardan biri taklit yetenekleridir. Bu yeteneklerini kullanarak sizi taklit etmesini sağlayabilirsiniz. Üstelik anne veya babasıyla böyle yakın olmak ve oyun oynamak çocuğunuzun da hoşuna gidecektir.

Bu egzersizleri yaparken bir ayna kullanın. Hergün mümkünse 2-3 kez 10-15 şer dakika kadar tekrarlayın. Tüm egzersizleri yapmaya çalışın.

Kaynak:Gün OSBORN.http://www.bebekkokusu.com

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Gizli şişmanlık

Gizli şişmanlık

Zayıf olabilirsiniz. Ancak yeni araştırmalar zayıf görüntülerine rağmen bazı kişilerin özellikle iç organlar çevresindeki aşırı yağlanmadan dolayı risk taşıdıklarını gösteriyor. Uzmanlar bunu, Dışardan Zayıf İçeriden Şişman Olma Sendromu TOFI olarak tanımlıyor.

Bazı insanlar vardır çevremizde, tıka basa yer ama hiç kilo almazlar. Hiçbir zaman kalori hesabı yapmayan bu kişilere çevrelerindeki herkes gıptayla bakar. Ancak yeni araştırmalar gıptayla bakılan bu kişilerin hiç de göründükleri kadar sağlıklı ve zayıf olmadıklarını gösteriyor.

Medikal araştırmacılar, yeni geliştirilen bir vücut inceleme tekniği body scanning technique sayesinde bu zayıf kişilerin iç organları çevresinde yüksek oranda yağ depoladıklarını, kalp/damar hastalıkları ya da diyabet açısından sanılanın aksine yüksek risk taşıdıklarını ortaya çıkarmış.
Gerçekten de bu kişiler kendilerinden kat bekat daha şişman görünen ancak yağlarını vücutlarının dışında, örneğin kalça ve basen çevresinde taşıyanlara göre sağlık açısından çok daha fazla risk taşıyorlar. Bilim adamları, bu sıra dışı durum için yeni bir isim kullanma önerisinde bulunuyor: Dışardan Zayıf İçeriden Şişman Olma Sendromu TOFI Thin On The Outside, Fat Inside. Imperial College, vücut görüntüleme tekniklerinin geliştirildiği önemli merkezlerden biri. Bu merkezin Medical Araştırma Kurulu başkanı Profesör Jimmy Bell, dış görüntünün çoğu zaman yanıltıcı olduğunun altını çiziyor: Çok zayıf bir görüntüye sahip olmak iç organlarınız etrafında yüksek oranda yağ kitlesi depolamadığınız anlamı taşımıyor. MRI Manyetik Resonance İmaging ile yapılan araştırmalar zayıf insanların iç organları etrafında yüksek yağ depoları taşıyabildiğini gösteriyor.

İÇ YAĞLAR HASTALIKLARA ZEMİN HAZIRLIYOR
Özellikle böbrek ya da ciğerler gibi hayati önem taşıyan iç organların etrafında depolanmış yağlar sağlık açısından büyük risk yaratabiliyor. Bu yağlar aynı zamanda kana karışarak arterler boyunca birikebiliyor ve kardiyovasküler hastalıklara ortam sağlıyor. Bu gizli yağ depoları vücutta farklı biçimlerde sinyaller veriyor. Örneğin genelde obezlerde rastlanan insülin direnciyle ilgili problemler bu kişilerde de görülebiliyor.

Araştırmalar her yıl obeziteye bağlı hastalıklardan dünyada 30 bin civarında kişinin öldüğünü gösteriyor. Bu kişilerin büyük bir bölümü BMI Body Mass Index yani vücut kitle endeksine göre klinik açıdan obez olarak kabul ediliyor. Ancak uzmanlar vücut kitle endeksini tartışmalı kabul edip belki de çoğumuz zaten klinik açıdan obez olduğunu söylüyor.

Yağlanma gerçekten kompleks ve karışık bir konu. Tükettiğimiz yağın vücut yağı olarak bize geri döndüğünü düşünmek onu hafife almaktan başka işe yaramıyor. Yağ oluşumunda pek çok bileşen bulunuyor. Bunlardan biri de vücudunuzun başka bölümlerinde büyük hasarlar yaratabilecek hormonlar. Yapılan araştırmalar sonucunda bel çevresinde biriken yağların basen ve popo bölgesinde biriken yağlardan daha tehlikeli olduğunu, tip-2 diyabete ve kalp-damar rahatsızlıklarına yol açtığını artık biliyoruz. Öyleyse belki de organların etrafında biriken bu yağların özellikle kardiyovasküler sisteme bağlı hastalıklar açısından büyük bir risk taşıdığını söylemek hiç de yanlış olmayacaktır,diyor uzmanlar.

Peki, iç organlarımız etrafında biriken bu yağlar açısından kimler daha çok risk taşıyor? Hareketsiz bir hayatı olan, oturarak çalışan kişilerin büyük risk altında olduğunu düşünüyoruz, cevabını veriyor Prof. Bell ve ekliyor: Haftada iki saatten fazla aerobik egzersizi yapmıyorsanız, sizin de iç organlarınızın etrafında yağlar birikmiş olabilir. Bütün gün boyunca bilgisayar başında oturuyor, işe arabayla gidiyor, merdiven çıkmak yerine asansörü kullanıyor ve buna rağmen zayıf görünüyorsanız, risk taşıyan grupta olabilirsiniz.

Bir başka yüksek risk grubu da sürekli ağır diyetler yapan, kilo veren ve sonra tekrar kilo alan kişiler. Yani yo-yo etkisi yapan diyetler de iç organlar etrafında yağ birikmesine neden olabiliyor. Ağır diyetler vücuda kıtlık sendromu yaşatıyor ve iç organlar etrafında da yağ depolanmasına neden oluyor.

Egzersiz yapılmadan girişilen diyetlerde özellikle ciğerler, böbrekler, kalp ve pankreas gibi iç organlar etrafında yağ birikmesi görülüyor. Yine çok zayıf görünen ve hiç denecek kadar az egzersiz yapan kişiler de kısmen risk altında. Çünkü bu tarz kişilerin neden zayıf olduklarını anlamak için yapılan araştırmalar, onların bünyelerinin vücutlarının dış kısmı yerine iç organları etrafında yağ depoladıklarını göstermiş.

VÜCUT KİTLE ENDEKSİ YANILTMASIN
Londra Hammersmit Hastanesi, İngilterede yağ ile ilgili araştırmalar yapan ve bunu açıklayan tek hastane. Tüm bu araştırmalar obeziteye farklı bir şekilde yaklaşılması gerekliliğini vurguluyor. Bir kişinin obez olup olmadığını anlamak için günümüzde BMI Body Mass Index-Vücut Kitle İndeksi diye bilinen bir ölçü sistemi kullanılıyor. Vücut ağırlığının kilogram cinsinden miktarının, boyun santimetre cinsinden uzunluğunun karesine bölünmesi ile elde ediliyor. Buna göre ortaya çıkan rakam 20-25 arasında ise normalsiniz demektir. 25-30 arasında ise yüksek kilolu, 30 üzerinde ise obezsiniz anlamı taşıyor. Ancak biraz önce anlattığımız sebeplerden dolayı bu ölçüm bir kişinin şişman olup olmadığını anlamak için çok ilkel kalıyor. Prof. Bell, Vücut kitle endeksiniz normal çıksa da bu iç organlarınız etrafında yağ depolamadığınız anlamı taşımıyor. İç organları görüntüleyen cihazlarla yapılan araştırmalar zayıf görünen bir kişinin de iç organları etrafında 7 kilo civarında yağ depolayabildiğini kanıtlıyor. Normali ise bu organlar civarında en fazla 1 kilo yağ barındırmak, diyor ve ekliyor: Vücut kitle endeksinin insanı yanıltan bir yanı var. Bu ölçüm sanıldığının aksine bir kişinin vücudunda ne kadar yağ taşıdığını göstermez.

Bunu ancak iç organlarınızı görüntüleyen cihazlarla anlayabilirsiniz. Ancak tabi ki en iyisi bu yağlar oluşmadan önlem almak ve düzenli olarak egzersiz yapmak! Sumo güreşçilerini herkes bilir… Çok şişmandırlar ve vücut kitle endeksleri normalin çok çok üstündedir. Ancak bu kişiler bu yağları iç organları etrafında değil derilerinin altında taşırlar. Bu, sağlıklarını iç yağlar gibi tehlikeye atan bir durum teşkil etmez. !!

alıntı

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk
Sağlık Sorunları  Son Yazılar FriendFeed
reklam
reklam
reklam
reklam

Bağlantılar