Burun estetik kaygılarımıza en fazla maruz kalan organımızdır. Çoğu insan güzel görünümlü bir buruna sahip olmak ister ve bunu gerçekleştirmeye çalışır.
ANCAK önemli fizyolojik fonksiyonları olan bu organ bazı insanlarda görüntüden daha ciddi bir soruna neden olur: Rinit !
Rinit burun iç kısmını döşeyen ve mukoza adı verilen dokunun inflamasyonudur (iltihabi reaksiyonu). Rinitlerin yaklaşık yarısı allerjiye bağlıdır.
Rinit sık görülen bir hastalıktır. Toplumun ortalama %10 ‘unda allerjik rinit vardır. Bu oran diğer allerjik hastalıklarda olduğu gibi her geçen yıl artmaktadır.
Allerjik ya da değil rinitler her yönüyle önemli hastalıklardır.
RİNİTLER ÖNEMLİ HASTALIKLARDIR
1. Rinit belirtileri (burun akıntısı hapşırma burun kaşıntısı burun tıkanıklığı koku almada azalma konjunktivit…) günlük yaşamı olumsuz etkiler.
2. Yorgunluk algılama güçlüğü uyku bozukluğu gibi dolaylı rinit belirtileri de günlük yaşamı olumsuz etkiler.
3. Tedavi masrafları de önemlidir. Doğru tanı konulmayan hastalarda tekrarlayan ve gereksiz antibiyotik tedavileri maliyeti artırmaktadır.
4. Birlikte bulunabilen hastalıklar (sinüzit orta kulak iltihabı polipler ve astım) rinitlerin önemini artırmaktadır. Özellikle astım ve rinit birlikteliği en fazla önemsenmesi gereken durumdur.
MEVSİMSEL ALLERJİK RİNİTLERDE: Polenlerin türü şikayetlerin süre ve şiddetini belirler.
İlkbaharın erken dönemlerinde ortaya çıkan allerjik rinit genellikle ağaç polenlerine bağlıdır.
Hastanın çayır poleni allerjisi varsa şikayetler genellikle ilkbaharın ilerleyen aylarında ve yaz başında ortaya çıkmaktadır.
Yabani ot polenleri ise yaz ortasından başlayıp sonbahara kadar allerjik rinit şikayetlerine neden olur.
YILBOYU DEVAM EDEN ALLERJİK RİNİTLERDE:
En önemli allerjen ev tozu akarlarıdır (mite). Hastanın yaşadığı ortamda sürekli olarak akar allerjenlerine maruz kalması şikayetlerinin yılboyu devam etmesine neden olur.
Hamamböcekleri de önemli bir ev içi allerjen kaynağıdır. Allerjisi olanlar hamamböceği allerjenlerine maruz kaldıklarında rinit şikayetleri ortaya çıkmaktadır.
Diğer bir ev içi allerjen ise ev hayvanı allerjenleridir. Özellikle kedi antijenleri çok önemlidir. Bulaştığı ortamda aylarca varlığını devam ettirebilir. Sadece ev içinde değil okul işyeri ve toplu taşıma araçlarında da yüksek düzeylerde tespit edilmiştir.
Ayrıca mantar (küf) allerjisi olanlarda eviçi mantarlara maruziyet şikayetleri tetikleyecektir.
TÜM BU ALLERJENLER DIŞINDA:
Allerjik rinitlerde burun mukozası çok hassas bir hale geldiğinden birçok faktör allerjen yapısında olmasa bile hastalarda şikayetleri başlatır.
Bu faktörlerin en başında sigara dumanı gelir. Bu nedenle allerjik rinitli hastalar kesinlikle sigara kullanmamalı ve sigara dumanına maruz kalmamalıdır.
İyi kokular (parfüm deodorant) keskin kokular (deterjan sabun çamaşır suyu) kötü kokular ve hava kirliliği de allerjik rinitli hastalarda şikayetlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Bazı kişiler doğuştan alerjiye daha yatkındırlar. İşte doğuştan genetik (kalıtsal) olarak alerjiye yatkın olmaya atopi böyle kişilere de atopik kişi denir. Atopik kişi sahip olduğu kalıtsal özellikler nedeniyle karşılaştığı bazı maddelere karşı immunglobulin E sınıfından antikorlar üretir ve dolayısıyla da o madde o kişi için artık herhangi bir madde değil bir alerjendir.
Atopik kişilerin kanında alerjik oldukları maddelere karşı yüksek miktarda immunglobulin E antikorları vardır ve bunlarda günün birinde bir alerjik hastalık ortaya çıkma riski yüksektir.
Atopik kişilerde alerjik hastalığın ortaya çıkmasında örneğin astım belirtileri göstermeye başlamasında çevresel faktörlerin çok önemli etkisi vardır. Nitekim genetik yapıları aynı olan tek yumurta ikizlerinin sadece %’inde aynı alerjik hastalık bulunur. Alerji yalnız kalıtsal faktörlerin etkisiyle ortaya çıkıyor olsaydı her iki çocuğun da aynı alerjik hastalığa sahip olması gerekirdi.
Tüm hastalıklarda olduğu gibi alerjik hastalıklar da uygun genetik yapıda yeterli çevresel faktörler oluşmuşsa ortaya çıkmaktadır. Eğer anne babadan alınan kromozomlarla elde edilen genetik yapımızda alerjik bir yatkınlık varsa ve çocuğun yaşadığı çevrede de yatkınlık olan allerjenden yeterli miktarda varsa alerjik hastalık ortaya çıkar. Örneğin doğan çocuğun vücudunda zeytin poleni alerjisi yatkınlık geni vardır. Ama yaşadığı çevrede zeytin ağacı yoksa alerjik hastalık oluşmaz.
Ama bu aileden olan bir başka çocuk zeytin ağacı olan bir yerde doğar da büyürse o çocukta zeytin alerjisi gelişir. Çocuğun ve erişkinin genetik yatkınlık oluşturan genlerinin ürününü içeren vücudumuzla çevrenin etkileşimi hastalığın şiddetini ortaya koymaktadır. Buna şöyle bir örnek verilebilir. Bir çocukta ev tozu akarı alerjisine bağlı astım vardır. Çocuk eğer Orta veya Doğu Anadolu bölgelerinde yaşarsa çevrede akar az olacağı için alerjik astım bulguları y açok az görülür yada görülmez. Ama çocuk Ege yada Marmara bölgesine gelirse astım bulguları çıkabilir. Bir yönüyle alerjik hastalıkta bu şeklide “gen-çevre etkileşimi” olmaktadır. Ki bu yönüyle alerjik hastalıklar çevre ve genetik yapının ortaklaşa oluşturduğu “eko-genetik” bir fenomen olarak tanımlanabilir.
Alerjik hastalıklarda genetik yatkınlık vardır. Bu genetik yatkınlık öncelikle aile ve ikiz çalışmaları ile ortaya konulmuştur. Daha sonra ileri genetik teknikler bu yatkınlığın nedenini çözmeye çalışmıştır. Bunun en basit örneği toplum taramalarında görülebilir. Genel olarak toplumda alerjik hastalık sıklığı ortalama % 20 kabul edilir. Annenin alerjik hastalığa sahip olduğu bireylerde çocuğun alerjik olma rsiki % 50 ye babanın alerjik hastalığa sahip olduğu bireylerde % 40 a ancak her iki ebeveynin alerjik hastalığa sahip olduğu durumda bu % 70 e çıkmaktadır. Genetik yapımızı oluşturan kromozomlarımızda yalnızca bir görev gören maddeyi yapan bölümüne “ gen” denir. Allerjik hastalıklar çok fazla genin bir arada bulunması nedeniyle oluştuğu için tek veya sadece birkaç gen etken olarak gösterilememiştir.
Alerjik hastalıklardaki aile çalışmaları ve ailesel genetik yatkınlık ilk kez 1916 da Cook ve Vander isinli bilim adamları tarafından yapılmıştır. Bu araştırıcılar 500 ün üstünde ailede alerjik aile içindeki olguların fazlalığı ve özelliklerini göz önüne alarak alerjik duyarlılıkta alerjik yatkınlığın Mendelian kurallar dediğimiz klasik genetik geçişe göre geçtiğini savunmuştur. Ancak bu şekilde bir geçişin ancak % 30 allerjik hastada gösterilmesi aile öyküsü net olmayan hastaların da olması ve belirgin bir genetik özelliğin çözülmemesi çoklu genetik geçiş özellikli (multigenetik) yatkınlığın ortaya atılmasına neden olmuştur. Bu teori alerjik hastalığın ortaya çıkmasındaki temel antikor olan IgE senaaainin alerjik bireylerde yüksek olduğunun gösterilmesinden sonra yeniden yapılandırılmıştır. Ancak IgE seviyesinin hastalığın şiddeti ile paralel olmadığı saptanmıştır. Çünkü alerjik hastalık tam ve tek olarak vücutta IgE yapılmasına bağlı değildir. Bütün bu aile çalışmaları alerjik yatkınlığın ve hastalığın klinik şiddetinin bir çok gen ile ilişkili olduğunu göstermektedir.
Alerjik hastalıkla ilgili olarak ikizlerin incelenmesi genel alerjik hastalıklarda genetik yatkınlık olduğu aaaini daha da güçlendirmektedir. Bunun en iyi örneği ikizlerden birisinde alerjik hastalık varsa diğerinde de sıklıkla olmasıdır hatta bu sıklık tek yumurta ikizlerinde allerjik hastalık çift yumurta ikizlerine göre daha yüksek olmaktadır. Ancak yine de genetik yalnız başına alerjik hastalık etkili değildir. Çünkü ikizlerin ikisi de her zaman aynı alerjene allerjik olmamaktadır. Bu da çevresel etkenlerin (beslenme hava kirliliği atmosfer özellikleri…..) önemini göstermektedir.
Ancak her halukarda alerjik hastalığın her tipinde aileden gelen genetik yatkınlık en önemli nedendir. Alerjik astım alerjik saman nezlesi alerjik egzemada da böyledir. Ancak astım da çevresel faktörler (hava kirliliği sigara… öne geçebilir. Ancak hepsinde neden olan ortak bir gen bulunamamıştır. Fakat bağışıklık hücreleri bronş yapısı sinir sistemi hücre zarı vs gibi bir çok vucud yapısına giren bir çok maddeyi üreten bir çok gen suçlanmaktadır. Alerjik hastalıkların genetik temelleri çözüldükçe teşhisi ve tedavisi konusunda çok daha ileri uygulama ve kesin çözümler mümkün olacaktır
Çocukluk çağında tüm alerjik hastalıkların başarı ile tedavi edilebilmesi için hekim çocuk ve aileyi bir bütün olarak görmelidir. Her ne kadar geleneksel sağlık problemlerin yönetiminde hekim hastayı bir kitle gibi görüp “sadece hasta olan organına bakıp oradaki sorunla ilgilense” ve hatta anne-babalar “çocuğunun sorunun her ne olursa olsun bir an önce gidermek” fikrine sahip olsa da bu yanlış bir yaklaşımdır.
HAVA KİRLİLİĞİ VE ALERJİ
Hava Kirliliği Alerji ve Bağışıklık Sistemi:
Gelişen ve maalesef plansız büyüyen medeniyetlerin önemli sorunlarından biri olan hava kirliliği özellikle kış aylarında giderek artmaktadır. Özellikle ısınmak için kullandığımız yakıt kalitesi ile de ilgili olan bu durumun yol açabileceği sağlık problemleri hiç de azımsanmayacak kadar büyük olabilir. Çocuklar yaşlılar ve herhangi bir nedenle bağışıklık sistemi yetersizliği olan kişiler bu problemlerden en çok nasibini alan kesimi oluştururlar. Ayrıca da solunum yolları ile ilgili alerjik hastalığı (alerjik rinit astım gibi) olan kişilerin de bu duruma dikkat etmesi ve gerekli önlemleri alması uygun olacaktır.
ASTIM ve ALLERJİDE ERKEN TANI
Erken dönemde tanı koymanın faydası nedir?
Hangi durumlarda astım ve allerjik hastalıktan şüphelenmek gerekir?
“Çocuğum sık sık nezle oluyor. Yaşıtları da aynı şekilde üst solunum yolu enfeksiyonu geçiriyor ama bizim şikayetlerimiz haftalarca sürüyor.
İlaç kullanmamıza rağmen iyileşmesi çok gecikiyor. Genellikle ardından ya orta kulak iltihabı gelişiyor ya da haftalarca süren öksürükle uğraşmak zorunda kalıyoruz.
Bazen göğsünden hırıltılar geliyor. Koşup oynayınca bu hırıltı artıyor ve ardından öksürük nöbeti başlıyor.”
ALERJİK kişilerin dikkat edeceği EN ÖNEMLİ konu alerjik oldukları maddelerden SAKINMAKTIR.
KESİNLİKLE SİGARA İÇMEYİN ve SİGARA İÇİLEN ORTAMDA BULUNMAYIN.
Polenlere alerjikseniz;
Çiçek açma mevsiminde çiçek tozları ile temastan (piknik yapmak gibi) kaçının
Çayır ot ağaç gibi yeşilliklerin çok yoğun olduğu bölgelerden uzak durun.
Ilık havalarda gece yarısından sabaha kadar pencerelerinizi kapalı tutun. Çünkü polenlerin en fazla olduğu zaman sabahın erken şafak vaktidir. Özellikle güneş doğarken uçuşmaya başlarlar
Polenlerin alerjik hastalıklara neden olma potansiyelleri farklıdır. Bunu belirleyen dört önemli faktör vardır:
Alerjenite
Polenin boyutları
Solunan havadaki polen miktarı
Polenlerin havada kalma süreleri
Alerjik hastalıkların her geçen yıl hızla artışının nedenlerini araştıran uzmanlar bu artışın yaygın antibiyotik kullanımı ve çocukluk çağı infeksiyonlarının azalmasından kaynaklanabileceğine dair bulgular elde etmişlerdir.
Dünya genelinde polen alerjisi sorunu yaşayanların sayısının artması ve klasik tıbbi yaklaşımlarla her zaman önemli derecede başarı sağlanamaması insanları farklı arayışlara sürüklüyor. Bunlardan bazılarının son derece etkin olduğu ciddi bilimsel araştırmalarla da destekleniyor.