Bebek mamalarında büyük şüphe!

Bebek mamalarında büyük şüphe!

Bir çok kişi bebek mamaları seçerken dikkat etmemektedir. Bu konuya açıklık getiren TÖF (Tüketici Örgütleri Federasyonu) ilginç bir yazı yazdı.  Bebek maması seçiminde Türk halkının ne kadar dikkatsiz davrandığını bu yazı ile bir kez daha anlamış olduk.

Tüketici Örgütleri Federasyonu’nun (TÖF), bebek mamaları, bebek devam mamaları ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde GDO bulunup bulunmadığına yönelik araştırması talep ettiği bilgilere, bazı firmalar yanıt vermedi. Bu durum, “Bazı firmalar neleri saklıyor? Bu ürünleri tüketen bebekler tehlike altında mı?” sorularını akıllara getirdi. TÖF, tüketicilerin sorularını kamuoyu önünde tekrar sorarak, bu firmaları yanıt vermeye çağırdı.

TÖF Genel Başkanı Fuat Engin’in konuya ilişkin basın açıklamasını ilginize sunuyoruz.

7 Nisan 2011
Okunma
bosluk

Yaz çocukları daha uzun boylu oluyor

Yaz çocukları daha uzun boylu oluyor

İngiltere’de yapılan bir araştırmada, yazın veya sonbaharın başında doğan çocukların, baharda veya kışta doğan akranlarına göre genellikle daha uzun boylu ve güçlü olduğu belirlendi.
Araştırmadan çıkan sonucun, bu çocukların annelerinin güneşe maruz kalmalarından kaynaklanabileceği belirtildi. Vücudun, kemiklerin oluşumu için gerekli olan D vitaminini güneş ışığı sayesinde aldığını hatırlatan araştırmacılar, rahimde olan bebeklerin bile güneş ışığından yararlanabileceğini kaydediyor.
Araştırmacılar, yazın hamileliğin son dönemlerine giren anne adaylarına, gerekli D vitamini düzeyine ulaşabilmeleri için dışarda yürümelerini, hatta güneş banyosu yapmalarını öneriyor. Araştırmacılar ayrıca, güneşe kontrollü bir şekilde maruz kalındığında cilt kanserine yakalanmaktan endişe edilmemesini, hiç güneş görmemektense biraz güneşe çıkmanın daha iyi olacağını ifade ediyor.
Anne adaylarına, yeterli güneş yoksa ve bebeklerini özellikle kasım ve mayıs ayları arasında dünyaya getireceklerse, takviye D vitamini almak için doktorlarına başvurmaları da öneriliyor.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Çocuklarımızın Arkadaşlıkları .. ”

Çocuklarımızın Arkadaşlıkları .. ”

Çocuklar her yaşta arkadaş edinme potansiyeline sahiptir. En küçük bebek bile bir yaşıtını gördüğünde ona yaklaşmaya çalışır. Sesle veya dokunarak tepki verir. Bu zararsız dokunuşlar şiddetlenmeye başladığında arkadaşlarla ilgili problemler de başlamış olur.
“Dostluk mantar yemeği gibidir. Zehirli olup olmadığı ancak yendikten sonra belli olur.”
Uzakdoğu Atasözü
Çocuk küçükken anne-babalardan sık sık duyulan “arkadaşı kızımın saçını çekti” “eyvah oğlum kötü sözler söylüyor arkadaşlarından öğrendi herhalde” ya da “çocuğumuz arkadaşlarını ısırıyor” sözleri çocuk ilkokul çağlarına geldiğinde tatlı birer anı olarak hatırlanır. Çünkü başka başka problemler başlamıştır. Arkadaşlar arasında gruplaşmalar bu dönemde başlar. Gruplar arasındaki çatışma ve kıskançlıklar da bu dönemin problemlerindendir. Arkadaşlardan yeni ve hoş olmayan sözlerin öğrenilmesi de muhtemeldir. Bu dönemde bütün kaygıların arasına bir de akademik başarı kaygısı eklenir ve anne-baba başarısızlık durumunu arkadaş seçimine yükleyebilir. Bu kısmen doğrudur da. Arkadaşlar çocukları ve hatta yetişkinleri sandığımızdan daha kötü ve sandığımızdan daha iyi yönde etkileyebilirler. İyi bir arkadaş insanı doğruya yaklaştırırken kötü bir arkadaş yanlışa sürüklenmesine sebep olabilir. Ki çocuklar dış etkenlere çok daha fazla duyarlı olduğundan arkadaşların onlar üzerinde etkisi daha çoktur.
Eğer çocuğunuzun arkadaşları tarafından kötü etkilendiğini düşünüyorsanız problemin gerçekten arkadaştan kaynaklanıp kaynaklanmadığının araştırılmasıdır. Çünkü arkadaş ne kadar önemli olsa da tek etken değildir. Bunun için o arkadaş ve hatta ailesi yakından tanınmaya çalışılabilir. Bu araştırma sonucunda da çocuk için uygun arkadaş olmadığına karar verilirse çocuğa arkadaşların önemi ve nasıl olması gerektiği konusu uygun bir dille açıklanmalıdır. Zaten doğru arkadaş konusunda bilinçli olan bir çocuğun hata yapma ihtimali düşüktür. Yalnız bazı durumlarda çocuk arkadaşının yanlış taraflarının farkında olmayabilir ve sizin göstermeye çalıştığınız şeyleri görmeyi reddedebilir. Ne de olsa çocuklar inatçı olma özelliğine sahiptir. Böyle zamanlarda sabırlı olunması fevri davranılmasından daha iyi sonuçlar verecektir. Eğer arkadaşlık okul ortamında sürmekteyse öğretmenle irtibata geçmek de bir yoldur ancak çocuğun bundan haberdar olmaması gerekir. Çünkü böyle bir durumda arkasından iş çevrildiği fikrine kapılabilir ve bu da güven kaybına ya da sizinle daha da zıtlaşmasına sebep olabilir.
Sonuç olarak arkadaşlığın sizin kontrolünüzde sürmesini sağlamak en iyi yoldur. Çocuğun arkadaşını eve davet etmesi sağlanabilir ya da birlikteyken neler yaptıkları konusunda çocuktan bilgi alınabilir. Bu şekilde ılımlı davranmanın iki sonucu olabilir ya çocuk arkadaşının kendisine uygun olmadığını anlar ve bu olay ona bir hayat tecrübesi olarak yazılır ya da sizin çocuğunuz o “kötü” çocuğun “iyi” arkadaşı olur ve buradan güzel bir dostluk doğar.
Ne kadar kontrol
Çocukların arkadaş seçimlerinde her an müdahil olmak ne kadar yanlışsa hiç karışmamak her şeyi onların kararlarına bırakmak da o kadar yanlıştır. Anne-baba ilk olarak çocuğa yol göstermeli sonrasında da denetleyici olmalıdır. “Onu bırak bunu al” dememeli ancak aldığı şeyin ne olduğunu da yakından incelemelidir. Kontrol olmazsa “iyi” arkadaşlarla bile kötü yollara girmek mümkündür.
Çocuklar kötü arkadaş problemi yanında iyi arkadaşlarıyla da problem yaşarlar. Böyle durumlarda çok üzülmelerinin yanı sıra sinirli tavırlarıyla anne babayı da üzmeleri olasıdır. Burada sizin de sinirlenmeniz olayı daha da zora sokacaktır. Bunun yerine çocuğun problemi paylaşması sağlanabilir. Bazen problemi paylaşmak bile çocuğun rahatlamasına sebep olur. Bunun yanı sıra bir de kendinizden örnekler vererek durumun geçici olduğunu anlatmanız olayın daha çabuk çözülmesine yardımcı olur.
Çekingen içine kapanık çocuklar arkadaşlık kurmakta zorlanabilirler. Bu tip durumlarda anne babanın çocuğu aktif olabileceği hatta bazı becerilerini geliştirip gösterebileceği sosyal ortamlara sokması yarar sağlayabilir. Böyle ortamlarda çocuk grup çalışmasında bulunmak zorunda kaldığı gibi gelişen bireysel yeteneklerini de etrafındakilere göstermekten çekinmeyecektir. Böylece iletişim kurmanın bir yolunu keşfeder ve bunu zamanla bulunduğu diğer ortamlara da taşıyabilir. Bazı vakıfların ve belediyelerin düzenlediği kurslar yaz spor okulları çocuğa gereken sosyal çevreyi yaratabilir.

ZORAKİ ARKADAŞLAR

Çocukların karşısına anne babanın seçtiği zoraki bir arkadaş sunmak çocuğun yapısına göre değişik tepkilere yol açabilir. Kimi çocuk ilk defa karşılaştığı bir uyarıcıya karşı beslediği merak duygusunu bu yeni arkadaşa doğru yönlendirirken kimisi de zorla önüne sunulan birçok şeye yaptığı gibi elinin tersiyle itebilir. Böyle durumlarda çocuğu arkadaşlık kurması istenen çocukla daha doğal bir biçimde karşılaştırmak olumlu yanıt verebilir. Örneğin bir misafirlik ortamında çocukların birbirlerine yaklaşması için itici kuvvet olmadan hatta biraz da ilgisiz davranarak onların kendi girişimleriyle iletişim kurmalarını beklemek yarar sağlayabilir. Bir süre sonra çocukların birbirlerine yaklaşmaları kaçınılmazdır. Ortada hiçbir zorlayıcı unsur bulunmadığından
İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur.
Mevlana
Müdahaleci değil denetleyici olun
Unutulmamalıdır ki arkadaş yalnızca problem değildir. Aynı zamanda çocuğun psiko-sosyal gelişiminin çok önemli bir parçasıdır. Arkadaşlıklarını yaşamalarına müsaade edin. Müdahaleci değil denetleyici rolünüzü ön plana çıkarırsanız çocuğunuzla her konuda olan iletişiminizin olumlu yönde değiştiğini göreceksiniz. Her şey sizin kontrolünüzde ancak onların elinde olmalı
Yapılması gereken en doğru hareket yaştan bağımsız olarak kurulan bu yeni arkadaşlıkta her şey sizin kontrolünüz altında ancak onların elindedir.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Yaramazlık davranış bozukluğumu ?

Yaramazlık davranış bozukluğumu ?

Çocuğuna toplumun değerlerini anlatabilmek ve yaşadığı toplumun kurallarına göre davranmayı öğretmek tarih boyunca anne babanın öncelikli görevleri arasında görülmüştür. Bu doğrultuda çocukların yaramazlıklarıyla baş etmek aslında “yaramazlık yapmamayı” öğretmek de anne babanın aaaai olmuştur. Ancak çocukların yaramazlık davranışının engellenmesi ve doğru davranışların öğretilebilmesi için öncelikle birkaç sorunun cevabının bulunması gerekir. İlk olarak çocukların hangi davranışları yaramazlık olarak tanımlanabilir bunun farkına varılması gerekir. İkinci olarak çocuğun yaramazlık davranışını neden yaptığı araştırılmalıdır. Son aşamada ise anne babanın çocuğunun davranışını değiştirmek için neler yaptığını düşünmesi ve işe yaramayan yöntemlerin yerine neleri koyabileceğini incelemesi gerekir.

Yaramazlık bir davranış bozukluğu mudur?

Anne babalar çoğunlukla “yaramazlık” ile “davranış bozukluğu”nu aynı anlamda kullanırlar. Oysa yaramazlık davranış bozukluğu değil bir “davranış problemi”dir. Bir davranışa davranış bozukluğu denebilmesi için dört temel ölçüt vardır.

1. Kendisine fiziksel yada duygusal olarak zarar vermesi yada zarar verme ihtimalinin bulunması gerekir. Örneğin çocuğun kesici aletlerle oynaması kendisine zarar verebilecek bir davranışlarda bulunması.
2. Çevresindeki insanlara veya canlılara (örneğin anne baba abla/ağabey kardeş arkadaş çeşitli hayvanlar gibi) fiziksel yada duygusal olarak zarar vermesi yada zarar verme ihtimalinin bulunması gerekir.
3. Bulunduğu ortamdaki eşyalara ya da durumlara (örneğin sınıfta ders işlenmesi oyunun kurallarıyla oynanması ortamın kuralları gibi) zarar vermesi gerekir.
4. Bütün bunları davranışlarının sonucunu bildiği halde yapmaya devam ettiğinin bilinmesi gerekir.

Çocuklar neden yaramazlık yapar?

1. Anne babalar çocuklarının yapamayacağı şeyler bekleyebilir ve yaşına uygun olmayan kurallar koyabilirler. Anne babalar çocuklarından beklediklerinin gerçekten onların yaşına uygun olup olmadığını sorgulamaları gerekir. Çünkü çocuğun yapabileceğinden fazla şey beklemek ya da fazla katı kurallar koymak onun gereksiz yere “yaramaz” diye etiketlendirilmesine yol açabilir. Çocuğun davranışının gerçekten değiştirilmesi gerekiyorsa çocuğun davranışlarının nelerden kaynaklanabileceğini anne babanın bulması gerekir.

2. Çocuklar davranışlarının sonuçlarını bilemediklerinden yanlış davranışlarda bulunabilirler. Çocuk gerçekten kendisine veya çevresindekilere davranışlarıyla nasıl bir zarar vereceğini bilmiyor olabilir. Bu durumda anne babanın çocuğuna doğru davranışın ne olduğunu göstermesi anlatması veya örneklendirmesi; çocuğun neden-sonuç ilişkisini kurabilmesine yardımcı olması genellikle işe yarar ve istenmeyen davranışlar değiştirilebilir. Bununla birlikte çocuk yaşı dolayısıyla doğru davranışı öğrenmekte ya da uygulamakta zorlanabilir. Burada anne babaların ısrarcı olması gerekir; her yanlış davranış sonrasında doğru davranışın ne olması gerektiğini anlatmalıdırlar.

3. Çocuk anne babasından yeterli derecede ilgi görmediğine inanabilir. Yanlış davranışı sonrasında anne babasının kendisine hemen ilgi gösterdiğini fark ederse ilgi çekmek için yanlış davranışları devam ettirebilir. Bazen de çocuk çok fazla ilgi görmeye alışmıştır ve ilgi çekmediğini fark ettiği her an anne babasının kendisiyle ilgilenmesi için yanlış davranışları sergiler. Her iki durumda da anne babalar sadece çocuğunun yaramazlık yaptığı zamanlarda ona ilgi göstermemelidir. Bunun yerine çocuğun olumlu davranışlarında ya da çocuk talep etmeden de ona ilgi gösterebilmelidirler. Çünkü olumsuz davranışları sonrasında anne babanın ceza vermesi ödüllendirme vaatleri açıklamaları olumsuz davranışların pekiştirilmesine yol açar. Çocuk ancak yaramazlık yaparsa ilgi çekebileceğine inanmaya ve kendisine gösterilen ilgi azaldıkça yanlış davranışlar sergilemeye devam eder.

4.Çocuk her şeyi yapmaya hakkı olduğu ve kendi istediği gibi davranabileceği yanılgısına kapılmış olabilir. Bu durumda çocuk herhangi bir yerde kurallara uymaya çalışmak yerine kendi kurallarını uygulatmaya çalışabilir. Anne babasıyla kardeşleriyle arkadaşlarıyla sürekli olarak güç savaşına girerek kendisinin daha güçlü olduğunu kanıtlamaya çalışabilir. Çocuğun yanlış davranışı sürdürme nedeni güç kazanma isteklerinden kaynaklanıyorsa anne babalar çocuklarıyla sürtüşmekten ve inatlaşmaktan kaçınmaları gerekir. Çünkü anne babası kendine kızınca çocuk belki bir süreliğine davranışını düzeltir; ancak sonrasında daha şiddetli başka yöntemler kullanarak anne babasını yenmeyi dener. Bu gibi durumlarda anne babalar kızgın bile olsalar bunu çocuklarına göstermemelidirler. Kızgınlıkları geçtikten sonra daha uygun bir şekilde farklı yöntemler deneyerek davranışları düzeltmeye çalışmalıdırlar.

5. Çocuklar yeterli güce erişemediklerini incindiklerini ya da haksızlığa uğradıklarını düşündüklerinde intikam almak için yanlış davranışlarını fazlalaştırabilir; daha zalim ve acımasız olabilirler. Amaçları başlarına gelenden dolayı karşısındakileri incitmek ödeşmektir. Böyle bir durumda anne babaların incindiğini ve üzüldüğünü göstermekten kaçınmaları önemlidir. Cezalandırmak ya da misilleme yapmak çocuğunuzun size yaptığının aynısını uygulamak olur. Öncelikle çocuğunuzu sevdiğinize ona güvendiğinize ve onu kabul ettiğinize onu inandırın.

Çocuklar çoğu zaman istediklerini elde etme konusunda ısrarcı ve yaratıcıdırlar. İstekleri yerine gelmediğinde yeni yöntemler bulmak için çaba gösterirler. Ancak anne babalarının onlardan daha bilgili ve daha deneyimli olduklarının farkına varamazlar. Bazen anne babalar da çocuklarının davranışlarını düzeltmek için aynı yöntemleri uygular ve değişim sağlanamadığında ümitsizliğe kapılırlar. Kendilerini yetersiz ve başarısız hissedebilirler. Anne babalar çocuklarının davranışlarını değiştirmek için en az çocukları kadar ısrarcı ve yaratıcı olarak yeni yöntemler bulmalarına rağmen çocuklarının davranışlarını değiştirme konusunda başarılı olamazlarsa bir uzmana danışmalıdırlar. Çünkü yukarıda sayılanların dışında çocuğun davranışlarını değiştirememesi ve yanlış davranmaya devam etmesi psikolojik veya fizyolojik bir problemi işaret edebilir.

Seçil Çelik Özbeklik
Uzm. Psikolojik Danışman
Agape Danışmanlık Merkezi

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Yatak Islatma

Etiketler:
Yatak Islatma

Yatak ıslatma istemsiz olarak uyku sırasında idrar yapmak olarak tanımlanır. Bu durum en fazla 6 yaşa kadar normal kabul edilebilir.

Çocuğunuzun yatak ıslatma problemi varsa öncelikle bir hekime görünmesi gerekmektedir. Bu suretle fizyolojik bir nedene bağlı olup olmadığı belirlenecektir. Fizyolojik bir sebebi varsa tıbbi bir müdahale gerekebilir.

Bunun yanı sıra fizyolojik bir sebebi olmaksızın çocuğunuz alt ıslatma problemi yaşamaya başlamışsa psikolojik bir nedenden söz edilebilir. Bu durumda bir psikolojik danışma sürecinden yararlanmanızı öneririz.

Bu durumda ebeveyn ne yapmalıdır?

§ Gece en az bir kere tuvalete kalkması için belli saatlerde onu uyandırın.

§ Yatmadan 2 saat öncesine kadar sıvı tüketimine dikkat edin.

§ Bol sıvı tüketimini daha çok sabahlara ve öğleden sonraki saatlere denk getirmeye çalışın. Sık idrara çıkmak mesaneyi büyütecektir.

§ Yatmadan önce tuvalete gitmesini hatırlatın.

§ 8 yaşından sonra çocuk bezi kullanmayın. Yatağın temizliğini koruyucu bez ile sağlayabilirisiniz ancak bu durum gece tuvalete kalmasını engelleyebilir.

§ Sosyal ortamlarda idrar kokusu yüzünden rahatsız olmaması ve kendini kötü hissetmemesi için her sabah duş almasını sağlayıp temizliğine dikkat edin.

§ Alt ıslatmadığı sabahlarda onu motive edici sözler söyleyin.

§ Alt ıslattığı zamanlarda da olumlu yaklaşın. Ceza vermeyin.

§ Bu durumdan çocuğunuzun da rahatsız olduğunu kendini mahcup ve suçlu hissedeceğini unutmayın. Bu nedenle bu konunun çocuk ile anne-baba arasında kalmasına özen gösterin. Özellikle kardeşlerin alt ıslatma sorunu yaşayan çocuğu rencide edici davranış ve konuşmalarına izin vermeyin.

Eğer Çocuğunuzda;

- İdrar yaparken ağrı ve yanma varsa
- Çok su içiyorsa ancak idrarı az ise
- Altını ıslatmaya yeni başlamışsa
- Gündüz de altını ıslatıyorsa
- Çocuğunuz 12 yaşın üstünde ise

Bir doktora başvurunuz.

Meryem İNTAŞ
Pedagog

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği Sendromu

Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği Sendromu

Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği Sendromu

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu çocuk psikolojisinde en önemli psikiyatrik sorunların başında gelir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu aileyi okulu toplumu ilgilendiren yönleriyle aynı zamanda bir eğitim ve öğretim sorunudur.
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEH nun

ZEKA İLE HİÇ BİR İLİŞKİSİ YOKTUR .

Normalin Üstü Normalin Altı ya da Normal zekaya sahip her çocuk DEHB i yaşayabilir.
ANNE-BABA VE ÖĞRETMENLERİN BU ÇOCUKLARI TANIMLAMALARI
” Söylediklerim bir kulağından girip diğerinden çıkıyor ”
” Tüm araba markalarını biliyor ama bir dakika önce söylediğim şeyi hatırlamıyor ”
” Bilgisayar başında saatlerce oturabiliyor ama aaaa başında en çok 10 dk. ”

” Sınavlarda dikkatsizce hatalar yapıyor ” ” Dersi dinleyemiyor sürekli etrafı ile ilgili ”
” Başladığı işi bitirmiyor ” ” Doğum öncesinden beri hareketli ”

” Eli dursa ayağı oynar ”
” Sürekli hareket halinde yürümez koşar ”

” Ya konuşur ya sesler çıkarır ” ” TV izlerken bile hareket eder ”

” Sandalyede oturmanın 50 çeşidini gösterebilir ” ” Sınıfta nereye baksam onu görüyorum ”

” Sırada otururken bile eli ayağı hareket ediyor”

DÜRTÜSELLİK BELİRTİLERİ

Davranışları ortama ve sonuçlarına göre düzenlemek ve yönlendirmekle ilgili bir sorundur.
Bir şey yapmadan önce sonucunu düşünmezler (“Bunu yaparsam ceza alırım”.
Bir şey yapmadan önce o davranışın o ortam için uygun olup olmadığını düşünmezler (“Burada bu davranış yapılmaz”.
Söyleyecekleri şeyin karşısındaki kişide nasıl bir etki yapacağını düşünmezler ( “Bunu söylersem bana kırılır” Aslında ne yapmaları ya da yapmamaları gerektiğini bilirler ama o bildikleri şeyi uygulayamazlar.
Bir kuralı biliyorlardır sorarsanız uygun bir biçimde açıklayabilirler ama düşünmeden hareket ettikleri için o kuralı yine bozabilirler.
Bu durum gerek anne baba gerekse öğretmeni daha çok öfkelendirir. Bu davranışlar bilerek yapılan ya da kurallar önemsenmediği için yapılan davranışlar olarak nitelendirilirler. Bu nedenle de daha acımasız yöntemlerle ele alınırlar.

ANNE-BABA VE ÖĞRETMENLERİN BU ÇOCUKLARI TANIMLAMALARI
” 10 yaşına geldi hala söz kesmemeyi öğrenemedi ”
” Düşünmeden hareket eder ” ” Sabırsızdır istekleri hemen olsun ister ”
” Asla sırasını bekleyemez ”
” Daha soruyu tamamlamadan cevabını vermeye kalkıyor ”
” Aklına geleni hemen yapıyor ”

DEHB in NEDENLERİ

Kalıtsal bir sorundur.
Anne babadan alınan genler bu soruna yatkınlık oluşturur.
Ailenin diğer bireylerinde de benzer sorunlar olma riski yüksektir.
KALITSAL

Aile Çalışmaları
DEHB olan çocukların anne babalarında benzer belirtiler olma oranı normal çocuklara oranla 2-8 kat fazla . DEHB olan çocukların kardeşlerinde normal çocuklara oranla 2-3 kat fazla DEHB var.

İkiz Çalışmaları
Tek yumurta ikizlerinde eş hastalanım oranı %80-90 çift yumurta ikizlerinde %30
ÇEVRESEL

Bu etkenler direk olarak DEHB a neden olmaz. Sadece genetik olarak yatkınlığı olan bireylerde riski arttırır.
Doğum öncesi (gebelikte hastalanma alkol sigara ilaç kullanımı)
Doğum sırasında ( erken doğum doğum komplikasyonları)
Doğum sonrası ( Bazı hastalıklar kurşun gibi maddelere maruz kalma v
FİZYOLOJİK

Beyindeki dikkat ve davranış kontrolünden sorumlu olan bölgeler yeterince aktif değillerdir.
Dikkatin kolayca dağılması aşırı hareketlilik ve düşünmeden hareket etme beyindeki bu merkezlerin iyi çalışmamasının sonucudur.

DEHB TE SÜREÇ

Erken çocukluk dönemlerinde başlar
En sık ilkokul döneminde tanı konulur
Çocukluğunda bu tanıyı alanların %70-80 i ergenlikte de aynı belirtileri gösterirler.
Bunların da %50-65 i erişkinlikte de aynı tanıyı alırlar.
DEHB erken çocukluk döneminde başlayıp yaşam boyu devam edebilen bir bozukluktur.
Temel belirtiler aynı olmakla birlikte her yaş döneminde farklı bir görünüm vardır.
Özellikle aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtileri zaman içinde azalır.
Dikkat eksikliği yaşam boyu devam edebilir.
İlkokul çağındaki çocukların % 3-5 inde yani her 20-30 çocuktan birisinde görülüyor.
Her sınıfta en az 1 çocukta bu sorunun bulunma olasılığı var.
Erkeklerde kızlara göre 3-4 kat daha fazla görülüyor.
Çocukluklarında DEHB bozukluğu olanların %80 i ergenlikte %30-65 i erişkinlikte de bu belirtileri taşırlar.
Erişkinler arasında %1-2 sıklıkta görüldüğü bildiriliyor (ABD ve Kanada da).
DEHB ye EŞLİK EDEN SORUNLAR

Dağınıklık düzensizlik
Dalgınlık hayal kurma
Tutarsızlık
Bellek sorunları
Sakarlık koordinasyon güçlükleri
Sosyal ilişkilerde sorunlar
Düşük benlik saygısı
BEBEKLİK DÖNEMİ

Huzursuz gergin bebeklerdir.
Kolay ağlarlar zor sakinleştirilirler.
Dış uyaranlara (ses dokunma gibi ) aşırı tepki verirler.
Uyku sorunları ( az uyuma sık sık uyanma gibi) olabilir.
“Daha karnımdayken bile çok hareket ederdi”
“Kucağıma aldığımda devamlı dolaşmamdan hoşlanırdı”
“Asla uzun süre uyumaz çok kolay uyanırdı ” OKUL ÖNCESİ DÖNEM
Devamlı hareket eder atlar zıplar bir yerlere tırmanır.
İsteklerini erteleyemez tutturmaları olur.
İlgi devamlı üzerinde olsun ister bunu sağlayacak şeyler yapar.
Bir oyundan diğerine geçer ilgisi çok kısadır.
Çok konuşur sürekli soru sorar ama yanıtı dinlemez.
Mutsuzluk mızırdanma ana babaya aşırı bağımlılık.

İLKÖĞRETİM DÖNEMİ

En sık bu dönemde tanı konulur.
Sakin ve sessizce sırada oturamaz.
Dersi dikkatle dinleyemez etrafı ile daha çok ilgilidir.
Sorulan sorulara sonunu beklemeden söz istemeden yanıt verir.
Verilen görevleri tam olarak yerine getirmez.
Diğer çocuklarla ilişki sorunları olabilir.
Kendisine benzer çocuklarla arkadaşlık kurar.
Eşyalarını tam olarak getirmez kaybeder dağınıktır.
Akademik başarısı kapasitesiyle orantılı değildir.
Ev aaaalerini almaz evde aaaa yapmak sorun olur.
ERGENLİK DÖNEMİ

Hiperaktivitede azalma olur ama kıpır kıpırlık devam eder.
Ders dinleyemez uykulu bir hali olabilir ya da kalem çevirme resim yapma gibi şeylerle uğraşır.
Akademik başarı daha ciddi düzeyde sorun olmaya başlar.
Öğretmenlerle ilişkilerde sorunlar yaşanır karşılık verir saygısız ilgisiz bir öğrenci olarak nitelendirilir.
Aile ve arkadaş ilişkilerinde sorunlar olabilir.
Benlik saygısında azalma depresyon görülebilir duygu durumu değişkendir aniden öfkelenebilir.
Sigara alkol madde kullanımı başlayabilir.
Yasal sorunlara neden olabilecek riskli tehlikeli davranışları olabilir.
DEHB İLE BAŞA ÇIKMAK TEDAVİ YÖNTEMLERİ

1. Farmakolojik tedaviler(ilaç tedavisi)
2. Anne baba ve öğretmen eğitimi
3. Çocuğun bireysel tedavisi(davranışçı teknikler sosyal beceri eğitimi)
1. Eğitim
1. Alternatif tedaviler
OLUMLU ÖZELLİKLERİ
Enerjik olma
Yaratıcılık
Sıcak kanlı ve cana yakın olma
Kolay ilişki kurabilme Esneklik Hoşgörülü olma
İyi bir espri yeteneğine sahip olma

Risk alabilme (bazen gerekenden fazla oranda)
İnsanlara kolaylıkla güvenebilme ( bazen gerekenden fazla oranda)

NELER YAPABİLİRİZ?
DİKKAT EKSİKLİĞİ İÇİN…
Öğrenciyi:
Sakin bir yerde oturtun.
İyi örnek olabilecek bir arkadaşının yanına oturtun.
Samimi olduğu çalışkan bir arkadaşının yanına oturtun.
Not tutmada bu arkadaşının yardımını sağlayın.
Sınıfta bütün sıraların arasındaki uzaklığı arttırınız.
Verilen çalışmayı tamamlayabilmesi için ek süre veriniz.
Dikkat süresi ile uyumlu olacak şekilde görevleri ya da çalışma süresini kısaltınız.
Kısa süreli hedefler belirleyin.
Her seferinde bir tek görev veriniz.
Ödevlerinin miktarını azaltınız.
Açık ve kesin yönerge verin.
Etkinliği sürdürmesi için uyarı-sinyal veriniz.
HİPERAKTİVİTE İÇİN…

Çalışırken arada bir duraklamasını sağlayınız.
Sırada oturmaya ara vermesi için fırsat tanıyınız.
Görevleri arasında kısa molalar veriniz.
Aceleci ve dikkatsiz çalışmışsa yaptığı işi kontrol etmesini öğretiniz.
Küçük uygunsuz davranışları görmezden geliniz.
Uygunsuz davranışları ihtiyatlı kınayınız.
Olumlu davranışları övünüz.
Öğrencinin aç olmadığından emin olunuz. Gerektikçe el kaldırmasını seslenmesini öğretin.
Elini yalnızca amaca uygun durumda kaldırdığı zaman yanına gidin.
Soru yanıtlamak için el kaldırdığında övün.

Öğretmene Öneriler
DEHB li çocuklar genellikle okula başladıktan sonra teşhis edilirler. Bunun başlıca nedeni anne babaların kendi çocuklarına alışmaları sonucu bir çok davranışın onlara olağan görünmesidir. Çoğunlukla öğretmenler DEHB li çocukları fark edip ve tanı sürecini başlattıkları için DEHB konusunda çok temel bazı bilgilere sahip olmaları gerekir. Öğretmenler tanı sürecinin ilk halkalarından biridir bunun yanı sıra işlerinin DEHB li çocuklar hakkında her şeyi bilmek ve tanı koymak olmadığını akılda tutarak bir uzmandan yardım istemekten çekinmemelidirler. DEHB li çocuklarla başa çıkabilmesi için öğretmenlerin olumlu ve gerçekçi akademik beklentiye sıkı bir gözlem ve denetim becerisine tutarlı sabırlı ve esprili bir kişilik yapısına işbirliğine yatkınlığa (özel eğitim öğretmeni ve uzmanlarla) sahip olması gerekir. DEHB li çocukların %50 si normal sınıflarda eğitilebilir. Geriye kalan %50 si ise özel eğitim ve ilgili hizmetleri gerektirir. Bu %50 nin yaklaşık %35-40 ı da normal sınıflarda bulunabilir ancak ek destek alırlar. Çok ciddi şekilde etkilenen diğer %10-15 lik kesim için özel sınıflar gereklidir. Öğretmen bu çocukların ihtiyaçlarını tanıyacak ve bu çocuklara uygun eğitim verecek şekilde eğitilmemişse kendini yetiştirme fırsatları aramalıdır. Aksi halde sınıfta bir sinir savaşı yaşanır. Türk Milli Eğitim sisteminde yer alan müfredat içerikleri dikkat yetenekleri bakımından çan eğrisinin ortasındaki çocuklara göre düzenlenmiştir. Ortalamanın biraz üzerindeki ve biraz altındaki çocuklar okulda genel olarak problem yaşamazlar.
Öğretmenlerin ders anlatırken dikkat dağınıklığı bozukluğu olan çocukların da içinde bulunduğu ortalamanın altındaki çocukları göz önünde tutmaları çok önemlidir. Bazen dürtüsel davranışları nedeniyle DEHB li çocuklar normal çocukların devam ettiği sınıflarda tutulmak istenmez. Alt özel sınıflara gönderilmeleri için anne babalara önerilerde bulunulur. Oysa IQ düzeyi normal olduğu halde dürtüsel ve hiperaktif davranışları nedeniyle bir çocuğun alt özel sınıfa gönderilmesi son derece sakıncalıdır. Aile ya da öğretmen bunu bir çözümmüş gibi görebilir ancak normal IQ ‘ya sahip DEHB li bir çocuk bu tür sınıflarda zihinsel açıdan kapasitelerinin çok daha altında performans göstermeye başlar. Okul değiştirme seçeneği de saklı kalmak kaydıyla sınıf yada öğretmen değiştirmek o an için daha iyi bir çözüm olabilir. Normal sınıfta kalabilmesi için neler gerektiği ve sonuçlarının neler olabileceği aile ve çocukla tartışılmalı uzman görüşü alınmalıdır.

Eğitim-öğretim ortamı oluşturma DEHB li çocuklar sürekli oturmak ve dikkatlerini derse odaklandırmakta yetersizlik yaşarlar ve bu duygudan kaynaklanan yaramazlık davranışları gösterirler. Sonuçta akranları tarafından dışlanır ve yıkıcı davranışlar sergilerler. Yıkıcı davranışlar gösterdikleri için iyice dışlanır kolay incinir ve zarar görürler. Çocukluk döneminde tedavi edilmeyen hiperaktivite vakaları ilaç bağımlılığı antisosyal davranışlar gösterme ve başkalarından zarar görme riskiyle karşı karşıyadır. Bu çocukların dikkatleri ilgisiz uyaranlarla ve diğer insanların önemsemediği ses ve olaylarla kolaylıkla dağılabildiği için sınıflarının sessiz ve sade olmasında yarar vardır. Öğretmenlerin sınıfı güzelleştirmek veya eğitim amacıyla her yere astıkları materyallerde bu çocukların dikkatini dağıtabilmektedir. Bu öğrencilerin düşünce biçimlerinin farklı olduğuna dikkat edilmelidir. Doğrusal bir düşünceye sahip olmadıkları ve asla olamayacakları için çocukları bu yönde zorlamak kaynakları ve zamanı boşa harcamaya yol açar. DEHB li çocukların bulunduğu sınıflarda konular dikkatlice yapılandırılmalı önemli noktalar açıkça belirlenmelidir. DEHB li öğrenciler için her ders planında fiziksel hareketler planlanmalıdır.(Kalemi açmak için kalkmak yandaki sınıftan tebeşir almak öğretmen masasını düzenlemek çiçekleri sulamak müdür yardımcısına not göndermek gibi). Okulunda yoğun olarak spora yönelmesi sağlanabilir. Bu konuda beden eğitimi öğretmeni ile işbirliği yapıp çocuğun yatkın olduğu bir spor alanını belirlenip bu sporu yapması için imkan tanıması faydalı olacaktır. Bu çocukların yerinde duramama özellikleri nedeniyle öğretmenleri tarafından sıklıkla uyarılmaları istenmeyen bu davranışın pekiştirilmesine yol açar. Bir öğretmen olarak kendi hızınızı değerlendirerek sınıfta konuları işlerken ne kadar hızlı yada yavaş olduğunuza dikkat edin. Övgüyü ve cesaretlendirmeyi çok seven bu çocuklar özellikle cesaretlendirme olmadığı zaman sinirlenirler.
Anlamlı ve eğlenceli buldukları etkinliklere rahat yoğunlaşabildikleri için dersi eğlenceli hale getirmek önemlidir. Şakacı eğlenceli ve sürprizlere açık olarak DEHB li çocukların ilgisini ve hevesini arttırabilirsiniz. Hayatlarının büyük bir kısmının planlar listeler ve kurallardan oluşması çok sıkılmalarına yol açar. Oysa sürprizleri ve oynamayı seven bu çocuklar hayat doludurlar. Çocuğun çalışmaya isteyerek katılması ve çalışmadan hoşlanması önemli olduğu için çalışmaların eğlenceli hale getirilmesine dikkat edilmelidir. Çocuklara bir şey öğretmek için onlarla konuştuğunuzda fiziksel olarak yakın olmak uygun olan zamanlarda çocuğa dokunmak etkili olabilir. Sürekli göz teması kurarak bu çocukları daha kolay denetleyebilirsiniz. Bir göz atış çocuğu günlük hayallerden sınıf ortamına geri getirebilir. Talimat verirken aşağıdaki noktalara dikkat edin.

Canlı açık bir dil kullanın kısa konuşun.
Her seferinde bir tek talimat verin.
Konuşurken yüzünüz çocuğa dönük olsun.
Çok duyuya hitap eden talimatlar vermeye çalışın.
Mümkünse yapılmasını istediğiniz davranışı gösterin.
Zaman zaman çocuğun talimatı anlayıp anlamadığını denetleyin ve gerekiyorsa talimatı tekrarlayın.

Sınıfa soru yöneltirken önce soruyu sorun sonra çocuğun ismini söyleyin. Önce çocuğun ismini söylerseniz diğer çocuklar soruyu savuşturduğunu düşünüp dinlemeyecektir. Dikkati dağılan çocuğa kolay bir soru sorun konuyla ilgili olması şart değildir. Çocuklardan bir konuda düşünmeleri istendiğinde birkaç saniyede cevaplayabilecekleri sorular sorulmalıdır. Bir konu üzerinde uzunca bir süre düşünmesi beklenmemelidir. Aksi takdirde çocuğun canı sıkılır ve dikkati dağılır. Acele ve özensiz yaptığı işleri tekrar kontrol etmesi istenmeli verilen görevler arasında kısa molalar verilmelidir. Ne istendiği çok açık bir şekilde öğrenci tarafından anlaşıldığından emin olununcaya kadar tekrarlanarak iletilmelidir. Bu çocukların sınıf içi çalışmalarda hoşlandıkları biriyle eşleştirmek verimi arttıracaktır. Katılma ve bağlı olma ihtiyacı hisseden bu çocuklar grup içi çalışmalarda yer aldıkları sürece kendilerini güdülenmiş hissedecekleri için katılımları sağlanmalıdır. Sıraları öğretmen masasına yakın olabilir ancak orada amaçlı olarak tecrit edilmemelidirler. Kendisine örnek olabilecek bir arkadaşıyla oturtulabilir.
Sınıfta DEHB ile ilgili bir hikaye okumak DEHB li çocukları deli olarak gören sınıftaki arkadaşları için yararlı olabilir. Sık sık gelişmeleri gözlemlenip denetlenmelidir. Sık ve çabuk geri bildirimler onları doğru iş üzerinde tutmaya yardımcı olarak kendilerinden ne beklenildiğini ve hedeflerini karşılayıp karşılayamadıklarını bilmelerini sağlayarak ve cesaret vererek gelişimlerine büyük yararlar sağlar. Kendini gözlemesini öğretin düşüncelerine nasıl takılıp kaldığının farkına varmasını sağlayın ve en önemlisi de takılma gerçekleştiğinde tekrar nasıl odaklanacağını konuşun. Öğrenmenin duygusal boyutu ihmal edilmemelidir. Duygusal gelişimin sağlıklı olması davranışların kalıcı kılınması açısından önemli olduğu için öğrencilerin katılım ait olma ve eğlence ihtiyaçlarının öğretimsel etkinlikler esnasında karşılanması gerekir. Yaramazlığın dikkat çekme(sıkılma ve sevgi ihtiyacından dolayı) güç mücadelesi(tehdit edilmiş hissettiğinden dolayı) öç alma(incinme ve haksızlığa uğradığını hissettiğinden dolayı) ve yetersizlik(güçsüz hissettiğinden dolayı) olmak üzere dört kaynağı olduğunu akılda tutarak yaramazlıklarının nedenine uygun olarak müdahale biçimi belirlenmelidir. Uygun müdahale doğru sonuçlara götürür. Bu konuda bir sınıf yönetimi kitaplarından yararlanabilirsiniz. Pek çok DEHB li çocuk görsel olarak daha iyi öğrendiği için bir şey söyleneceği zaman göstererek söylemek tercih edilebilir. İstenilen davranış aynı zamanda yazılırsa daha da somutlaşmış olur. Herhangi bir olay yada konunun taslağını çıkarma kitap okurken ve dinlerken not alma becerisini kazandırılmalıdır. Bu becerileri kazanmak DEHB li çocuklara kolay gelmez fakat bir sefer öğrendikleri zaman okumaktan ve ders dinlemekten daha az sıkılır hale gelirler. Aşırı yorgunluk stres ve baskı çocukların özdenetimlerini azaltıp uygunsuz davranışlara neden olabileceği için dinlenme fırsatları sağlanmalıdır. Sessizlik zamanı ve gevşeme tekniği uygulamaları buna örnek olabilir. Bu çocuklar gün boyunca çok fazla başarısızlık duyguları yaşarlar. Bunun için mümkün olduğunca başarılı olduğu durumlar araştırılıp başarılarının altı çizilmelidir.
DEHB li çocukların özdenetim düzeyi düşük olduğu için özdenetimli olmasına yardımcı olacak geri bildirimler verilmelidir. Nasıl davranacakları konusunda genellikle fikirleri olmayan bu çocuklara alternatifler sunulmalıdır.(Bunu farklı bir biçimde nasıl söyleyebilirdin gibi ) DEHB in en yıkıcı yönü DEHB in kendisi değil özsaygıya yönelik ikincil zararıdır. Bu çocuklar bol bol cesaretlendirilip övülmelidir ancak överken dikkatli olup gerçek övgülerle sahtelerini kolayca ayırabilecekleri unutulmamalıdır. Çocuğa DEHB in avantajları olduğu da hatırlatılmalıdır. Çok fazla enerji verdiği için aşırı hareketlilik acil işlerin yapılmasında etkili olmaktadır. İleride hareket yada konuşkanlık gerektiren mesleklerde başarılı olabilecekleri belirtilmelidir.

Ödev ve Sorumluluklar
DEHB li çocuklar dışsal olayları kendi başlarına yapılandıramadıkları için yönlendirilmeye ve planlamaya ihtiyaç duyarlar. Planlamayı kolaylaştırmak için etkinlik listelerinin yapılması yaptıkları işin neresinde kaldıklarını unuttuklarında hatırlamalarını kolaylaştırır. Hatırlama bu çocuklar için problem olduğundan dolayı doğal olarak var olmayan çağrışımlar oluşturarak kodlamaya yardımcı olan hatırlama stratejileri ve beceriler öğretilebilir. Ödevlerini küçük parçalara ayırmak DEHB li çocuklar için önemlidir. Ağır aaaaler çocuğu ezebilir ve çocukta yetersizlik duygusuna yol açabilir. Bu tür aaaalerin her bir bölümü yapılabilecek parçalara ayrılarak çocuğun başarısızlık korkusu azaltılabilir. Aslında bu çocuklar yapabileceklerini düşündüklerinden daha fazlasını yapabilirler. Bu çocuklar çok aaaaden sıkıldıkları için az aaaa verilerek aaaalerinin niceliğinden ziyade niteliğine dikkat edilmelidir. Yaptığı çalışmalarda verdiğiniz sürenin yeterli olup olmadığına dikkat edin. Yetersiz süreden dolayı başarısızlık çocuğun yeteneklerinden şüphe etmesine yol açar. DEHB li çocuklar bir aaaai yaparken kendi hızlarına göre değerlendirilmelidir. Sınıftaki diğer çocuklara bakarak onun geç yada erken bitirdiğini söylemek yanıltıcı olabilir. Çalışma hızı diğer çocuklarla kıyaslanarak belirlenirse DEHB belirtileri daha da artabilir. Öğrenmeyi ölçmek için alternatif değerlendirmeler kullanılmalıdır. Geleneksel standart testlere güvenilmemeli konular bazen aaaa proje video kayıt çalışması vererek yada sözel olarak değerlendirilebilir. Bu çocukların bütün aaaalerini sorumluluklarını sınav günlerini ve randevularını yazabilecekleri bir aaaa defteri kullanmaları sağlanmalıdır. Bu defter günlük olarak kontrol edilmelidir. İşlerini önem derecesine göre sıraya koyması gerektiği paylaşılarak yapılacaklar listesi hazırlamaya özendirilebilir. DEHB li öğrencilerin bazen diğer öğrenciler kadar iş yapamayacaklarını unutulmayarak beklentiler öğrencinin kapasitesine göre ayarlanmalıdır. DEHB li öğrenciler bağımsız çalışmanın aksine öğretmen tarafından doğrudan işe yönlendirildiklerinde daha başarılı olmaktadırlar. Çocuk tarafından ceza olarak algılanmamak kaydıyla mümkün olduğunca çocuğa sorumluluk verilmelidir.

Kurallar
DEHB li öğrencilerin okul başarısını arttırmak için öğretmenlerin kuralların yapılandırılmış olmasına çalışma zamanlarının kısa tutulmasına dersin ilginç etkinliklerle desteklenmesine ve olumlu pekiştireçlerin kullanımına dikkat etmesi gerekir. Düzeni sağlamak için kurallar mümkün olduğunca erken oluşturulmalı düzen ve temizliği kontrol etmek için çok sık ara kontroller yapılmamalıdır. Aksi takdirde çocukların içsel motivasyonları azalır. Sınıftaki öğrencilerin katkılarıyla oluşturulan kuralları herkesin görebileceği bir biçimde yazıp asmak kuralların benimsenmesini ve uygulanmasını sağlayabilir.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Çocuklarda Psikolojik Gelişim Dönemleri

Çocuklarda Psikolojik Gelişim Dönemleri

Freud’a göre; kişilik ilk 5 yılda oluşur ve daha sonraki yıllarda işlenir. 6. yaşta bir durgunluk başlar, kişilik dinamikleri daha dingin hale gelir. Ergenlikle kişilik dinamikleri yeniden canlanır ve yetişkinliğe doğru tekrar durulur.
1. Oral Dönem: ( 0-2 ) yaş
Haz kaynağı ağızdır. ( Besin almak ) Dudaklar, ağız boşluğu, yutma şeklinde işler. Eğer besin maddesinden hoşlanılmazsa tükürülür. Diş çıkarmaya başlayınca ısırma ve tükürme işin içine girer. Bu yapılar daha sonra kişiliğin karakterini belirler. Ağzın dolmasından hoşlanım bilgi edinme, eşya depolama ve bunlardan haz almaya dönüşebilir ya da kolayca aldatılabilir, her şakaya kanabilir. Yani, ” oral saplanım ” görülebilir.

Bu dönemde anneye bağlılık çok ön plandadır. Bağımlılık duyguları bu dönemde oluşur ve yaşam boyu da sürer. En zor giderilen duygudur. Egonun gelişmesinden sonra bile bireyin kaygılı, korkulu, güvenini yitirdiği dönemlerde bu bağımlılık duyguları tekrar görülür. En aşırısı ana rahmine dönme isteğidir.
2. Anal Dönem: ( 2-3 ) yaş

Besin maddeleri sindirildikten sonra kalan artıklar bağırsağın son bölgesinde birikir ve anüs bölgesindeki kaslar üzerine basınç yapar. Bunun sonucunda dışkılama yapılır ve rahatlama sağlanır.

İki yaş civarında başlayan tuvalet eğitimi bu dönemde büyük önem kazanır, çocuğun kişiliği üzerinde kalıcı izler bırakır. Çocuğun içgüdüsel olan bu dürtüsünün bazı kurallarla kontrol edilmesi istenir. Böylece çocuk boşaltımdan duyacağı hazzı ertelemeyi öğrenir. Annenin tutumları tuvalet eğitiminde ve çocuğun kişiliğinde bırakacağı etkilerde önemlidir.

Anne Tutumları:
• Anne kuralcı, titiz, katı ise çocuk dışkısını tutmaktan kabız olabilir. Tüm davranışlarını etkilerse çocuk tutucu bir kişilik geliştirir. İnatçı, cimri, sinirli olur.
• Anne baskıcı ise çocuk olur olmaz yerlerde anneyi cezalandırmak için dışkısını boşaltır. İlerde ise eziyet etmeyi seven, dağınık kimlik özelliği geliştirir.
• Anne teşvik edici ise çocuk dışkılama olayının önemli olduğunu anlar. İleride üretken ve yaratıcı olur.
3. Fallik Dönem: ( 3-6 ) yaş

Bu dönemde cinsel organların işlevleriyle ilgili, cinsel ve saldırgan duygular önem kazanır. Mastürbasyon dönemin en egemen işlevidir.

Oedipus Karmaşası: Farklı cinsten ebeveyne karşı cinsel içerikli duyguların olmasıdır. Bu duygular mastürbasyon yaparken çocuğun fantezileriyle ve ana-babaya karşı birbirini izleyen sevgi, başkaldırıcı hareketlerle anlatım bulur.
3-5 yaşındaki çocuklar bu karmaşanın etkisi altındadır. 5. Yaştan sonra ya ortadan kalkar ya da bastırılır. Ama yaşam boyu kişiliği etkilemeye devam eder. Karşı cinsle ve otorite figürleriyle olan ilişkiler Oedipus karmaşasının yaşanış biçiminden etkilenir. Oedipus karmaşası kız ve erkek çocuklar tarafından farklı yaşanır:
• Önceleri her iki çocuk için de anne önemlidir. Çünkü anne, besleyen,
büyütendir. Erkek çocuğun bu duygusu daha sonra da sürerken kız çocuğun duyguları değişir.
• Erkek ( Oedipus ) : Erkek çocuğun annesine beslediği cinsel
içerikliduyguları ve babasına karşı duyduğu öfke çocuğun ana-babasıyla çatışmasına neden olur. Başat düşmanın ( babanın ) kendisine zarar vereceğini düşünür. Bu bir bakıma doğrudur çünkü baba cezalandırıcıdır. Babanın kendisini cinsel organından yoksun bırakacağından korkar. Freud bu korkuya ” kastrasyon anksiyetesi ” demiştir. Bu korkku, anneye duyulan cinsel içerikli isteğin, babaya duyulan öfkenin bastırılmasına ve baba ile özdeşleşmeye yardımcı olur. Babayla özdeşleştiği an aynı zamanda annasinme karşı olan duygularına da doyum sağlayacaktır. Bu bastırma süperegodaki en son gelişimdir. Freud’a göre süperego erkek Oedipus karmaşasının mirasçısıdır. Çünkü süperego ensest ilişkilere ve saldırganlığa karşı koyan bir siperdir.
Kızlar ( Electra ) : Kızlar, erkeklerden farklı bir cinsel organa sahip
olduklarını görünce, anlayınca düş kırıklığına uğrarlar. Bu durumdan annesini sorumlu tutar. Bu nedenle de annesi bir sevgi nesnesi olmaktan çıkar, tüm sevgisini babaya yöneltir. Çünkü baba değerli bir organa sahiptir. Babasına ve diğer erkeklere bir kıskançlık duyar. Freud buna ” penise imrenme ” diyor. Kız çocuk erkek doğurursa bu korku büyük ölçüde giderilir.
Kadın-erkek psikolojisi ararsındaki en önemli fark budur.
4. Latent Dönem: ( 6-12 ) yaş

Bu dönemde cinsel içgüdüler uykudadır. 5. yaştan sonra çocuk yoğun bir dinginlik içine girer. Bu da erinlik dönemine kadar sürer.

5. Genital Dönem: ( 12-+) yaş

Bu dönem öncesinin nesne seçimleri doğaları itibariyle narsistiktir. Birey kendi bedenini uyararak doyum sağlar. Bireyeler sadece kendi bedeninden aldığı doyuma bazı hoşlanımlar katabilirler. Ergenlik döneminde özseverci duyguların bir kısmı gerçek nesne seçimlerine yönelir. Ergen diğer insanları yalnızca özseverci araçlar diye değil, onları düşünerek sevmeye başlar.

Cinsel çekicilik, toplumsallaşma, grup etkinlikleri, meslek planlaması ve yuva kurma isteği belirir.

Ergenliğin sonuna doğru toplumsallaşmış ve diğer insanları düşünerek yapılan nesne seçimleri oldukça tutarlılık göstermeye başlar. Artık birey hoşlanım arayan özseverci çocuktan, gerçeklere yönelik toplumsallaşmış yetişkine dönüşür.

Genital öncesi tepiler, genital dönem tepileriyle yer değiştirmemiştir. Oral, anal, fallik dönem tepileri genital dönem tepileriyle birleşmiş, kaynaşmıştır.

Genital dönemin en önemli ve belirgin işlevi üremeye yöneliktir. Psikolojik süreçler ise bu işlevin başarılmasına yardım eder.
Çocuk Psikolojisinde Erikson’a Göre Çocukların Gelişim Dönemleri
Erik Erikson, Freud’un kuramını ergenlikten sonra yaşlılığa kadar genişleterek sekiz psikososyal gelişim dönemini tanımlamıştır. Gelişimde kritik dönemler olduğuna inanmaktadır. Erikson’a göre, insanın yaşamında belli başlı sekiz kritik dönem vardır.Her dönemde de atlanması gereken bir kriz,bir çatışma bulunmaktadır.İnsanların sağlıklı bir kişilik kazanmalarında bu dönemlerin başarılı olarak atlanması gerekmektedir. Eğer bir dönemdeki kriz tam olarak çözümlenemezse bireyin yaşamının daha sonraki dönemlerinde de bu kriz devam eder,çözümleninceye kadar problem yaratır.

Gelişim Evreleri

1.Evre: GÜVENE KARŞI GÜVENSİZLİK

Bu dönem,doğumdan bir yaşına kadar sürer.Bu dönemde bebekler, çevresindeki dünyaya güvenip güvenemeyeceklerine ilişkin temel duygular edinirler.Yaşamın ilk yılında çocuğun ihtiyaçlarının doyurulması,büyük ölçüde anne yada onun yerine geçen yetişkine bağlıdır.Bir başka deyişle,anne yada onun yerine geçen yetişkinle kurulan ilişkinin niteliği temel güven duygusunun ve toplumsallaşmanın özünü oluşturmaktadır.Çocukta,iyimserlik ve mutlu olmanın temelleri atılır.

2.Evre: BAĞIMSIZLIĞA KARŞI UTANMA VE ŞÜPHECİLİK

Bu dönem on ikinci aydan üç yaşına kadar sürer.Bu dönemde çocukların çoğu yürümekte, başkalarıyla iletişim kurabilecek kadar konuşmaktadır.Çocuklar artık tümüyle başkalarına bağılı kalmak istemezler.Önceki dönemde temel güven duygusunu kazanmış çocuk, öz saygısını yitirmeksizin kendi kontrolünü kazanabilmesi için,özgürlüğü hissetmesi gerekmektedir.Kendi kendine yemek yeme,eşyalarını toplama,giyinme ve soyunma,giysisini seçme,karşılaştığı bazı problemleri çözme çabalarında teşvik edilmelidir.Böylece çocukta bağımsızlık duygusunu temelleri atılır.Kendi kendini kontrol etme ve saygının özü bu dönemde oluşur.

3.Evre: GİRİŞKENLİĞE KARŞI SUÇLULUK DUYMA

Girişkenliğe karşı suçluluk duyma,üç yaşından altı yaşına kadar olan dönemdir.Çocuğun motor ve dil gelişimi,onun fiziksel ve sosyal çevresini daha fazla araştırmasına,daha atılgan olmasına olanak verir.Gerek anne-baba gerekse okul öncesi eğitim kurumlarındaki öğretmenler çocuğun koşmasına,atlamasına,oynamasına izin verilmelidir ki çocukta girişkenlik duygusu gelişebilsin.Doğal merakından dolayı çok sık azarlanan ve engellenen çocukta,suçluluk duygusu gelişmektedir.

4.Evre: BAŞARIYA KARŞILIK AŞAĞILIK DUYGUSU

Bu dönem altı yaşından on iki yaşına kadar sürer.Erikson’a göre birey kişilik gelişim dönemlerinden ilkinde “bana ne verildiyse ben oyum” ikincisinde “ne yaparsam oyum” üçüncüsünde “hayal ettiğim şeyi olacak kişiyim” dördüncüsünde “ne öğrenirsem oyum” inancına sahiptir.Bu dönemde çocuk okula gittiği için sosyal dünyasında büyük bir genişleme meydana gelir. Arkadaşlar ve öğretmenin çocuk üstündeki etkisi artarken ana-babanın etkisi giderek azalmıştır.Çocuklar bu dönemde,yetişkinlerin kullandıkları aletleri kullanmaya çalışırlar;bir şey üretmeye çaba gösterirler.Çocukların çabaları desteklendiğinde,çalışma ve başarılı olma davranışları gelişir.Aksi taktirde sürekli olarak yaptıklarında eleştirilen bir desteklenmeyen,beğenilmeyen çocuklar,yaptıklarının değersizliğine inanarak aşağılık duygusu geliştirebilirler.

5.Evre: KİMLİK KAZANMAYA KARŞI ROL KARMAŞASI

Bu dönem 12-18 yaşları kapsar.Ergen bu dönemde kimlik arayışı içindedir.Hızlı fiziksel ve fizyolojik değişimiyle baş etmeye çalışırken bir yandan da gelecekteki eğitimi,kariyeri hakkında yeni kararlar verme durumundadır.Ergenin üstünde akran gruplarının büyük bir etkisi vardır.Erikson’a göre ergen bu dönemde başarılı bir şekilde kimlik kazanma sorununu çözerse kendine güvenen,kendinden emin bir kişi olarak yaşamını sürdürür.Bu dönemde “Ben kimim?” sorusu çok önemli hale gelir.Ergen,bu soruyu cevaplarken, ana-babasından çok,akran gruplarından etkilenir.Ergenlik dönemi değişme zamanıdır.

Ergenin bu dönemde cevaplaması gereken birçok soru vardır.Bunlardan bazıları, “Çocuk mu yoksa yetişkin miyim?”, “Bir gün baba yada anne olacak mıyım?”, “Başarılı mı yoksa başarısız mı olacağım?”. Ergenin sağlıklı bir kimlik kazanmasında çevresinde model alabileceği yetişkinlerin bulunması önem taşımaktadır.

Erikson’a göre bu dönemde ergen,başarılı bir şekilde kimlik kazanma sorununu çözerse,kendine güvenen,kendinden emin bir kişi olarak yaşamını sürdürebilir ve başarılı olur.

6.Evre: DOSTLUK KAZANMAYA KARŞI YALNIZ KALMA

Yaklaşık olarak 18-26 yaşlarını kapsar.Ergenlik döneminde kimliğini bulan kişi bu dönemde artık başkalarıyla yakınlıklar,dostluklar kurabilir.Karşı cinsle arkadaşlıkta,sevgi ağırlık taşır.Gencin yaşamında evlilik ve iş kariyeri önemli hale gelir.Ergenlik döneminde dostluklar sağlam temeller üzerine kurulur.Gencin yaşamında evlilik konuları ve evlenme önemli bir yer tutar.Bu dönemdeki krizi sağlıklı olarak atlatan kişi güvenli bir şekilde sevgiyi verme ve alma gücüne sahip olur.Aksi durumda,başkalarıyla dostluk ilişkisi kurmada güçlük çeken genç,birey için istenmeyen ve salıksız olan psikolojik bir yalnızlığa itilebilir.Genç yetişkinin bu dönemdeki krizi,öğretmenlerine ve çevresindeki tüm kişilere karşılıklı sorumluluklar düşmektedir.

İnsana sevgi ve saygıyı esas alan bir toplum yapısında,bu çatışmaların başarılı bir şekilde çözümlenebileceği gözlemlenmektedir.

7.Evre: ÜRETKENLİĞE KARŞI DURAKLAMA

Bu dönem orta yetişkinlik yıllarını kapsar.Birey için çocukları yoluyla neslini devam ettirmek önemli olduğu gibi evi dışında da gelecek nesillerin yetişmesine rehberlik ederek üretken olabilir.Üretken olmadığında da bir işe yaramama duygusuna kapılıp durgunluk içine girebilir.Bu döneme olumlu atlatabilmesi için bireyin evini,işini paylaştığı kişilere önemli sorumluluklar düşmektedir.Yetişkin bu dönemde üretken,verimli ve yaratıcıdır.Kişi evi dışında da topluma yararlı işler yapabildiği,kendinden sonraki kuşaklara rehberlik edebildiği sürece üretkendir.Aksi durumda bir işe yaramama duygusuna kapılabilir ve durgunluk dönemine girebilir.Etrafa karşı kayıtsız tavırlar geliştirirler.Sahte,köksüz ilişkiler kurar,kendi doyumunu ve çıkarını öncelikle gözetirler.Ayrıca hep yerinde saydığını düşünerek mutsuz olabilirler.

Bu dönemdeki krizi,bireyin olumlu bir şekilde atlatmasında;evini,işini paylaştığı kişilere yani çevresinde yoğun etkileşimde bulunduğu bireylere önemli roller düşmektedir.

8.Evre: BENLİK BÜTÜNLÜĞÜNE KARŞI UMUTSUZLUK

İleriki yetişkinlikteki yılları kapsar.Bu dönemde birey ya önceki yedi dönemin olumlu birikimi sonucu benliğini tam olarak bulmuş,mutlu, güvenli, sevilen,aranan bir kişi yada önceki dönemlerde çatışmaları sağlıklı olarak geçirmeme sonucu umutsuzluklar içinde hırçın aksi bir insan görünümündedir.

Sonuç olarak,insanın kişiliğinin şekillenmesinde ve gelişiminde başlangıçta anne ya da onun yerine geçen yetişkinden başlayarak daha sonra aile,okul,şehir ve dünyadaki diğer insanlar önemli rol oynamaktadır.O halde mutlu insanlardan oluşan mutlu bir toplum meydana getirmek istiyorsak,bireyin her dönemdeki temel ihtiyaçlarını en iyi şekilde doyurmasını sağlamak çatışmalarını çözümlemesine yardım etmek üzere çaba harcamamız gerekmektedir.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Çocuklarda Tuvalet Eğitimi

Çocuklarda Tuvalet Eğitimi

Anne babaların en çok üzerinde durduğu konulardan biri çocuklarda tuvalet alışkanlığını kazandırma olup , ayrıca tuvalet eğitimi anne baba tarafından uygun şekilde verilmediğinde ilerde çocuğun psikolojisinde olumsuz etkiler oluşturabilmektedir.
Tuvalet egitimin amaci, cocugun tuvalete gitme davranisini kontrol etmesidir.12-15 aylar bu egitim icin uygundur. 1-1,5 yas arasinda baslatilan egitim, anne-cocuk arasinda bir cekismeye-guc savasina donusturulmemelidir.
*Oncelikle cocugunuzun hangi saatler de tuvalete gittigini ve ne kadar sure de tuvalette kaldigini tespit ediniz.
*Onunla birlikte tuvalete gitmeli, onu tuvalete oturturarak yaninda beklemelisiniz.
*Tuvaletini yapmiyor ise 10 dakikadan fazla tuvalette beklemeyiniz. Bu 3 basamak cocugunuzun tuvalet ihtiyaci hissettiginde nereye gitmesi ve ne yapmasi gerektigi konusunda yol gostericidir. Daha sonra, cocugunuzu kendi kendine tuvalete gitmesi konusunda *desteklemelisiniz. Asagidaki her bir basamakta basari saglamadan digerine gecmeyin.
*Tuvalete goturerek oturun ancak yaninda beklemeyin. Ellerini kendisi yikamali.
*Tuvaletin kapisinda getirin, iceri kendisi girmeli. Tuvaletini yaparsa onu guzel bir soz veya davranis ile odullendirin.
*Bu basamakta cocugunuz tuvalete kendi basina gitmeli. Kendi kendine gittikten sonra kapiyi kapatiniz.
Bu surecte cocugunuzu gosterdigi gayret ve cabalardan dolayi odullendiriniz, ovunuz.Kendi basina bir seyler basarma duygusu hosuna gidecektir. Ancak cocugunuz korkar ve tek basina tuvalete gitmek istemezse israrci olmayiniz. Buraya kadar basardigini, gerisini de basarabilecegini soyleyerek onu yureklendiriniz.
Bir basamagi basarmadan digerine gecmeyiniz.
Basarisiz oldugunuz basamakta gerekiyorsa bir alt basamaga donerek yeniden baslayiniz.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Çocuklarda Gelişim Dönemleri

Çocuklarda Gelişim Dönemleri

MOTORGELİŞİM
İlküç ay içinde

Gözleri ile hareket eden şekilleri takip edebilir ,kucağa alındığında kafasınıdik tutabilir , yüz üstü yatarken kafasını bir miktar yukarı kaldırabilir veyanlara çevirmeye çalışır, kollarını hareket ettirebilir,ellerini yumruk halinegetirebilir.
Üç altı ay arasında

Nesne ve oyuncakları yakalamaya çalışır onlara uzanmaya çalışır , elinealdığı nesneleri ağzına götürmeye çalışır, hoşuna giden nesnelere uzanmayaçalışır. Kafasını yüz üstü yatarken tam dik kaldırabilir. Kafasını tutabilir.
Altı oniki ay arası

Oturabilir , emekleyabilir , tutunarak ayağa kalkabilir , 12. ayın sonuna doğruayakta çok kısa süreli durabilir ,ayakta tutulduğunda ayaklarını hareketettirir, ufak eşyaları ve oyuncakları iterek yuvarlayabilir , elleri arasındaoyuncak geçişi yapabilir, sırt üstü yatarken düz dönebilir, işaret parmağı ilenesneleri gösterebilir.
Oniki onsekiz ay arası

Yürür , elinden tutulduğunda merdiven tırmanır ,ayakta iken çömelebilir,ayağıile topa vurabilir,yere doğru eğilir , destekle zıplayabilir, kaşığı rahatlıklatutabilir.
Onsekiz yimidört ay arası

Kapıyı açabilir , kendi başına merdivenden inip çıkabilir , bir elini daha çokkullanmaya başlar , oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıklakullanabilir (2-3 küpten kule yapabilir ).
İki üç yaş arası

Düşmeden koşabilir , bazı çizgileri taklit eder , merdivenden rahatlıkla kendibaşına inip çıkabilir , oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıklakullanabilir ,düğmesini açabilir,üç tekerlekli bisikleti sürebilir ,tek ayaküstünde kısa bir süre durabilir , bir bardak suyu taşıyabilir ,yürürkenengelleri adım atarak rahatlıkla geçer , rahatlıkla çömelip kalkabilir , gerigeri yürüyebilir.
Üç dört yaş arası

Tek ayağı üzerinde uzun süre durabilir , ayakkabısını giyer , kendinidoyurabilir , düz çizgi çizebilir , tek başına dolaşmaya çalışır , çift ayakla 40 cm sıçrayabilir , öne takla atabilir, yardımsız kaydıraktan kayabilir , çömelip kalkma hareketini rahatlıklayapabilir , oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir ,40-50 cm den aşağı atlayabilir , tek ayakla sıçrayabilir ,dans etme müzik ile beraber tempo tutma , zıplayan topu eli ile tutma ,kağıttaki şekilleri boyar , 3-4 renk eşleştirebilir , aynı kartlarıeşleştirebilir , bazı harfleri eşleştirebilir , artı eksi yapabilir.
Dört altı yaş arası

Makasla kağıtları kesebilir , bakarak 1 den 8-9 a kadar sayı yazabilir ,öğretilirse adını yazabilir ,sek sek oynayabilir , üçgen ve kare yi kopyalar ,kendi giyinir kendi soyunur , ayakkabısını bağlar , yüzünü yıkar , dişinifırçalar , altı yaşında iki tekerlekli bisiklete binebilir , el becerilerigözle görülür bir şekilde gelişir.
DİL GELİŞİMİ
İlk üç ay içinde

Sese karşı tepki verir , agulama şeklinde sesler çıkarabilir , tanıdık kişi veeşyaları görünce ellerini sallar gözü ile takip eder , kendi kendinegülümseyebilir ,müzik ve konuşmaya karşı tepki verir , kendi kendine oynarkenbazı heceleri tekrarlar , dudakları ile p , b, m gibi harfleri çıkarmayaçalışır.
Üç altı ay arasında

Çevresinde konuşan kişileri arar , ağlarken konuşulunca rahatlar , agulamaşeklinde iletişim kurar , yüksek sesle güler , kendine göre ağlama dışındaheceler kullanır.
Altı oniki ay arası

Annenin sesini taklit etmeye çalışır , cee oyunu oynar , bazı eşyaları sesçıkartmak için kullanır , ma ma -da da gibi sesleri rahatlıkla çıkarır , 12 ayadoğru baba mama der , oyuncakları ve kişileri ile anlamsız dahi olsakonuşmaya çalışır.

Oniki onsekiz ay arası

Hızla yeni kelimeleri öğrenmeye devam eder , her gün gördüğü cisimleriadlandırmaya ve onları rahat tanımaya başlar , insanlar ile ilişki kurarkenanlamlı kelimeleri çoğunlukla kullanmaya başlar , ailenin öğrettiği kelimelerikendi kendine tekrarlar ,onsekizinci aya doğru iki komutu üst üsteanlayıp yerine getirir. (bardağı al mutfağa götür gibi )
Onsekiz yimidört ay arası

İki kelimelik cümleler yapmaya başlar , tanıdıklarının ismini bilir ,isteklerini rahatlıkla ifade edebilir , ikiden fazla komutu anlar ve yerinegetirir , yirmidördüncü aya doğru üç kelimelik cümleleride konuşur.
İki üç yaş arası

Tanıdığı yetişkinler ile rahatlıkla sohbet eder , reddetme ifadesi kullanabilir, cümle yapısı erişkin cümle yapısına benzemeye başlar , vücudunun parçalarınıraharlıkla yapar , bütün komutları yerine getirebilir , kelime hazinesi hızlaartar.
Üç dört yaş arası

Konuşma ve cümle kurması erişkine iyice benzemeye başlar , kendine ait yaş ,soyad gibi özellikleri bilir , ezberlediği şarkı sözleri vb. rahatlıkla söyler, erişkinler ile rahat sohbet edebilir.
Dört altı yaş arası

Grup halinde olan konuşmalara katılır , hikaye ve masal anlatır , sayı sayar ,kelime hazinesi iyice artmıştır , sıfatları rahat kullanmaya başlar , cümleyapısı ve şekli erişkinle hemen hemen benzer , isteklerini ayrıntıları ileanlatabilir.
SOSYAL VE KİŞİLİK GELİŞİMİ
İlk üç ay içinde

Anneyi tanıyarak tepki verir , konuşulunca dinler , kucağa alınınca susar ,nesneleri takip eder , gülümser
Üç altı ay arasında

Anne babasına sarılarak kucaklar , nesneleri ve yiyecekleri ağzınagötürür,kendiliğinden gülümser , elini uzatır.
Altı oniki ay arası

Oyuncakları ile 10-15 dk oynar , ce oyunu oynar , karşılıklı oyun oynar ,yabancıları tanır , tanıdıklarına ses çıkartır , anneden ayrı kalıncaendişelenir , baba mama gibi kelimeler ile iletişime geçmeye çalışır.
Oniki onsekiz ay arası

Kendi kendine bardakla su içebilir , kaşıkla yemek yiyebilir , oyuncaklar ileetkileşimi artar , giyimine yardım eder , müzik ile beraber tempo tutabilir ,istemediği şeyleri belli eder , ayakkabı çorabını çıkarabilir.
Onsekiz yimidört ay arası

Tuvaletini söyleyebilir , istendiğinde ufak komutları yerine getirerekerişkinler ile etkileşime girer , taklide dayalı oyunlar oynar ( bir kutuyuaraba gibi sürmek gibi ) ,diğer çocuklara ilgisi artar , diğer çocuklar ileoyuncakları ile beraber oynar , oyuncaklarını diğer çocuklardan kıskanır ,rahat su içer , yemek yer.
İki üç yaş arası

Evcilik oynar , ev işlerine yardım eder , çatal kullanır , giyimini kendibaşına yapabilir , tuvaletini haber verir , bazı arkadaşlarına daha fazla ilgigösterir.
Üç dört yaş arası

Diğer çocuklar ile etkileşim ve iletişimi iyice artmıştır , yetişkinlerinsöylediklerinin büyük çoğunluğunu anlar , oyunlarındaki kurallara uymayaçalışır , kıyafetlerinin tamamını çıkarabilir , gece tuvalet kontrolünüsağlayabilir , el yüz yıkama diş fırçalama işlemini yapar.
Dört altı yaş arası

Sosyal hayata adapte olmaya çalışır , arkadaşları ile uyumu artar , TV da bazıprogramları takip eder , kendine has özellikler belirir , etrafla etkileşimiiyice artar , kendisi masal anlatabilir.
GENEL BİLGİLER
Çocukyetiştirmek en büyük sanattır . Çocukların genel davranış özelliklerini anlamak, onların ruh dünyalarına inmek gerçekten her anne babanın yapabildiği bir şeydeğildir . Bazı anne babalar çocukların sadece fiziksel bakımlarına yönelikbeslenme , barınma , sağlık problemlerini gözetip onların olaylarkarşısındaki düşündükleri şeyler , tepkileri , yorumları , üzüntüleri ,sevinçleri hesaba katmazlar . Kişisel görüşme ile haberleştiğimiz Amerikalı birsağlık mensubu şunu söylüyor acil sağlık müdahaleleri yaparken olaylardançocukların etkilendiğini , bazı psikolojik problemlerin oluştuğunu görüyorum ,anne babalara veya bakım veren kişilere çocukların sıkıntılarını bahsettiğimde, onlar çocuk ne olacak ki diyorlar ,ben buna dayanamıyorum ,onlarındaruh dünyası var şeklinde yakınıyordu.
Hattagünümüzde bırakın ruhsal sorunları , 2000 yılına girdiğimiz bu günlerde,dünyada milyonlarca çocuk kötü bakımdan , basit sağlık sorunlarından ,kazalarda , salgın hastalıklarda , anne baba ihmaline bağlı nedenler ilehayatını kaybediyor.

Herbir çocuğu ayrı bir dünya olarak kabul edip , onların ruhsal sorunlarınainebilmek , ancak eğitim ve anne baba bilinçlendirilmesi ile olacaktır .Ayrıcaçocukların yaşadıkları ortamların , çevre imkanlarının , devletin sağlayacağıimkanların çeşitliliği ve kalitesi bu sorunların oluşması ve sürecinde etkiliolabilmektedir .

Çocuk eğitiminde çocuğun gerektiği şekilde yetiştirilmesi ve onun toplumahazırlanması büyük oranda , anne babanın hayatın ilk gününden itibarençocuk ile etkileşimi , konuşmaları , eğitim açısından vermeye çalıştıkları , eviçerisindeki tutumları ,etkili olmaktadır .

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Bebeğinizin Beyin Gelişimi

Bebeğinizin Beyin Gelişimi

Son yıllarda teknolojideki ilerleme ile birlikte insan beyni ile ilgili şaşırtıcı gerçekler ortaya çıkmaya başladı. PET scan (positron-emision tomografi) adlı teknoloji ile bilim adamları beyinin faaliyetlerini görmeye ve ölçmeye başladılar.

Eskiden beyin gelişiminin genetik faktörlere bağlı olduğu dışarıdan yapılacak müdahalelerin beyin gelişiminde fazla rol oynayamayacağı düşünülürdü. Ancak son zamanlarda bilim adamları arasındaki yaygın kanıya göre çevre faktörü beyin gelişiminde olumlu veya olumsuz yönde çok önemli bir rol oynamaktadır.

5 aylık fetus 5 duyunun duymak ve dokunmak olmak üzere ikisine sahip olur. Küçücük kafasında her dakika 50.000 yeni hücre oluşmaktadır. Beyin öyle hızlı gelişmektedir ki 6. ayda hızla büyüyen beyin kabuğu kafatasına sığmak için kıvrımlar oluşturmaya başlar. 7. ayda fetus beyni tüm yaşamanı boyunca sahip olacağı 100 milyar beyin hücresinin hemen tamamını oluşturmuştur.

Her bebek düşünme görme duygu gibi beyin fonksiyonlarından sorumlu yaklaşık 100 milyar sinir hücresi ile doğar. Hayatın ilerleyen dönemlerinde ise bu doğuştan gelen 100 milyar sinir hücresinin üzerine yenileri üretilmemektedir.

Sinir hücreleri sinaps adı verilen küçücük boşluklarla birbirlerine bağlanırlar ve beynin çeşitli fonksiyonlarını yerine getiren kümeler oluştururlar.Doğumdan sonraki ilk sekiz ay boyunca sinir hücreleri arasında bağ oluşumu şaşırtıcı derecede hızlıdır. Sekiz ayın sonunda yaklaşık 1000 tirilyon sinaps oluşmuştur. Bu sinapsların günlük yaşamdaki ihtiyaclara ve uyaranlara bağlı olarak bir kısmı korunur kullanılmayanlar ise zamanla kaybolur ve çocuk 10 yaşlarına geldiğinde sinaps sayısı erişkinlerdeki seviyesine ( 500 tirilyon) iner.

Yaşamanın ilk aylarında oluşan bu bağlantılar bebeğe dışarıdan gelen uyaranlarla güçlendirilmekte ve kalıcı hale getirilmektedir. Bu uyaranları verenler de çoğunlukla bebeğin anne baba ve yakın çevresi ile bakımında yardımcı olan kişilerdir.

Görme ve konuşma yeteneğini oluşturan beyin sistemleri çok erken dönemlerde şekillenmektedir.(ilk 8 ay) Araştırmalar bebeğin doğumundan hemen sonraki erken dönemlerden başlamak üzere gördüğü ve duyduğu tüm olayların ileriki dönemlerde kendi görüş ve konuşma yetenekleri üzerinde derin bir etki bıraktığını ve şekillendirdiğini göstermektedir.

Öğrenme yeteneği 3-10 yaşları arasında en üst seviyelere ulaşır ancak ömür boyu devam eder.

10-18 ay arasında bebeğin duyguları gelişmektedir. Duygular uzun vadeli bellek ile yakından ilişkilidir.

İlk 10 yıl boyunca müzik dil eğitimi ve diğer ömür boyu sürecek yetenekler öğrenilmektedir.

Burada kısaca beyinin bölümlerinden de söz etmemiz gerekirse:

Serebral Kortex: Beyinin yüzeyindeki ince kabuktur.
Oksipital Lob:Kafanın arka tarafında yer alır ve görme işlevi ile ilgilidir.
Temporal Lob:Tabanda yer alır. Duyma konuşma ve dil gelişimi ile ilgilidir.
Parietal Lob:Yanlarda yer alır.Duyusal uyaranlar ile ilgilidir.
Frontal Lob:Alın kısmında yer alır. Konuları değerlendirme ve problem çözme işlevi burada yapılır.
Limbik Sistem: Duygular ve uzun vadeli belleği kontrol eder.
Beyinciktomatik hareketleri ve dengeyi kontrol eder.

Tüm bu gelişme sürecinde bebeğin çevresi ve yaşaman koşulları önemli rol oynamaktadır. Evdeki sıcak ilişkiler ve mutlu ortam beyin gelişiminde olumlu rol oynayacak bunun tersi olarak gergin ortam ise olumsuz bir rol oynayacaktır.

Bebeğin ebeveynlerinin ve bakımından sorumlu olan kişilerin beyin gelişiminde rol oynayacakları kaçınılmazdır. Bu sebeple aşağıda dikkat edilmesi gereken birkaç önemli nokta verilmiştir.

Sıcak ve sevecen olmalısınız: Çocuklar ilişkilerinde duygusaldırlar.Bebeğinize sevgi ile yaklaştığınız takdirde sevgiyi öğrenecektir. Bebeğinize gülümseyin onunla konuşun ona dokunun şarkı söyleyin. İhmal edilen bebeklerin beyinlerinin tüm bölgeleri gelişmesini tamamlayamazlar. Ayrıca özellikle ona dokunmakla beynindeki büyüme hormonu salgılanmasını arttırırsınız.Günde 3 kez onbeşer dakikalık hafif masajlar yapın. Konuşurken cildinizin birbirinize temasını sağlayın.

Bebeğinizin çıkardığı seslere yüz ifadelerine ve hareketlerine karşı duyarlı olun. Bebekler kendilerini ifade etmek için kelimeleri kullanamazlar. Onların kendilerini ifade etme biçimi çıkardıkları sesler yüz ifadeleri ve hareketleridir. Bunlara karşı duyarlı olup istedikleri yanıtları verdiğiniz takdirde size güvenleri artacaktır. Ağladığında rahatının kaçtığını acıktığını anlayıp onu doyurun güldüğünde oyun istediğini anlayıp onunla oynayın.

Bebeğinizle konuşunhikayeler okuyun şarkılar söyleyin. Bebeğiniz söylediklerinizin anlamını bilmese bile bu konuşma ve dil öğrenme kapasitesini arttıracaktır. Araştırmalara göre bebeğiyle sık sık konuşan annelerin bebekleri 2 yaşına geldiğinde bebekleri ile seyrek konuşan annelerin bebeklerine oranla 300 kelime daha fazla bilmektedirler. Okuma yetenekleri de gelişmektedir. Çocuğunuza resimli kitaplar okumanız ve ona resimlerde gördüklerini sormanız onun beyin gelişimine olumlu etki yapacaktır.

Belirli kalıplar ve alışkanlıklar oluşturun: Böylece çocuklar ne beklemeleri gerektiğini öğreneceklerdir. Örneğin her gün uyuma vaktinde perdeleri kapatmanız ve ninni söylemeniz onun yatağa girme vaktini öğrenmesini sağlar.Bu tür etkileşimler çocuğa ne yapması gerektiğini tahmin etmeyi öğretecektir.

Çocuğunuzun oyun oynaması merak etmesi ve keşfetmesi için onu cesaretlendirin. Ona oyun oynarken eşlik edin ve yeni oyunlar öğretin. Biraz daha büyüdüğünde ise arkadaşları ile oynamasını meraklarını gidermesini mümkün olduğunca engellemeyin.

Seyrettiği TV programları konusunda seçici olun: Küçük çocukların hayal ile gerçek arasındaki farkı yeni yeni öğrenmekte olduğunu unutmayın. Bazı programlar çocuğun kelime hazinesini geliştirebilir ancak bazıları da çocuğun kafasını karıştırır ve korkutur. Bu nedenle çocuğun seyrettiği programlar konusunda seçici olmalısınız. Televizyonu asla bir bebek bakıcısı gibi çocuğunuzu oyalayabilecek bir aracı olarak görmeyin.

Çocuğunuzu disiplinize edin ve bazı limitler koyun:

Çocuğunuzun ihtiyaçlarını dile getirmesine izin verin. Onu dinlerken tarafsız ve olumlu olun. Yapmasını istemediğiniz şeyleri sebepleri ile birlikte sevgi ile anlatmaya gayret gösterin. Bazı davranışlarının diğer insanları da etkileyebileceğini anlatın. Duygularını hayal kırıklıklarını anlatmalarına yardımcı olun. Olumlu davranışlarını onaylayın. Verdiğiniz görevler de aşırıya kaçmayın.

Her bir çocuğun bir diğerinden farklı olduğunu unutmayın. Her çocuğun kendine özgü bir kişiliği vardır ve büyüme özellikleri de farklıdır. Çocuğunuzu kardeşleri veya başka çocuklarla kıyaslamayın. Kendine özgü kişiliğini yansıtmasına yardımcı olun.

Çocuğunuzu kreş veya anaokuluna vermeniz gerekiyorsa seçimde özenli olun. Bu seçim ailenin en önemli kararlarından biri olacaktır.Çünkü seçtiğiniz kuruluş çocuğunuzun erken beyin gelişiminde çok önemli rol oynayacaktır.Öncelikle çocuğunuzu vermeyi düşündüğünüz merkezi kendiniz görün değerlendirin.

Son olarak kendinize de özen gösterin. Anne-baba çocuğun yaşamanının en önemli parçalarıdır. Bebeğinize tüm ihtiyaçlarını ancak sizler sağlayabilirsiniz. Bu sebeple kendi sağlığınız mutluluğunuz çok önemlidir. İyi beslenin gerekli tıbbi kontrollerinizi zamanında yaptırın egzersiz yapın dinlenmenize özen gösterin kendinize de zaman ayırın. Ancak böyle iyi ana-baba olabilirsiniz

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk
Sağlık Sorunları  Son Yazılar FriendFeed
reklam
reklam
reklam
reklam

Bağlantılar