Bebek arabasında, çocuk yüzünüzü görsün

Bebek arabasında, çocuk yüzünüzü görsün

Bir araştırmaya göre çocukların bebek arabalarında sürülürken ebeveynlerinin yüzünü görmesi uzun dönemde duygusal ve dil gelişimi açısından olumlu rol oynuyor.

İskoçya’daki Dundee Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada bebek arabalarını iten kişinin yüzünü görmeyen çocukların görenlere nazaran daha az konuştuğunu güldüğünü ve etkileşime girdiğini ortaya koydu.
2722 ebeveyn ve çocuk üzerinde yapılan araştırma bebek arabasındaki çocuğun ebeveyninin yüzünü görünce kendini daha güvende hissettiğini ve kolayca uykuya daldığını da gösterdi.
Araştırmacılar günümüzde bebek arabalarının birçok çocukta stres yarattığını belirterek stresli çocukların ilerde endişeli yetişkinlere döndüğünü ifade ettiler.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Obez çocuklara aile desteği

Obez çocuklara aile desteği

Çocuğunuzun zayıflamak için size ihtiyacı olduğunu unutmayın. Aile içinde bazı küçük davranış değişiklikleriyle sağlıklı kiloya kavuşmasına yardımcı olabilirsiniz.

Bütün çocuklar ailelerinin yaptığı davranışları model olarak kabul ederler. Onların gelecekte sağlıklı bireyler olarak yaşamlarını sürdürebilmelerinin size bağlı olduğunu unutmayın. Bir yandan ailecek sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlıkları kazanabilir diğer yandan çocuğunuzun yaşam biçimini küçük dokunuşlarla değiştirebilirsiniz.

İşte size çocuğunuzun şişmanlıktan kurtulup sağlıklı birey olabilmesi için bazı davranış biçimleri…

· Çocuğunuz büyüme döneminde ise kilo artışını durdurup boy uzamasını sağlamak gerekir.
· TV ve bilgisayar karşısındaki zamanlarını günde en çok 1-2 saatle sınırlayın.
· Çocuğunuzu sağlıklı yemekler konusunda bilgilendirin. Fakat kız çocuklarına ilerleyen yaşlarda yeme bozukluğu veya tepkisel aşırı kilolu olabileceği için baskı yapmayın.
· Siz normal yemek yerken çocuğunuza diyet tabağı hazırlamayın. Aile fertlerinin yanı sıra konukları da sağlıklı beslenme planına dahil edin.
· Çocuğunuzun porsiyon kontrolünü iyi yapın.
· Çocuğunuzun uykusunu tam almasını sağlayın. Uykusunu iyi alamamış kişilerde leptin hormonu az üretilir. İştah kontrolünü sağlayan leptin hormonu ayrıca karbonhidratlara karşı açlığı önler.
· Çocuğunuz stres altında gergin ve mutsuz olduğu için daha çok yemek yiyorsa mutlaka profesyonel yardım alın.
· Günde 30-60 dakika onun sevdiği fiziksel aktiviteler yaptırın. Mesela siz de onunla birlikte dans edebilirsiniz!
· Atıştırma yemekleri yerine ev yemekleri yapın.
· 2 yaşından itibaren yarım yağlı süt veya ayran içirin.
· Meyve suyundan çok meyvenin kendisini yedirin.
· Tabağındakileri bitirmesi için baskı yapmayın. Acıkırsa meyve süt ayran veya az miktarda kuruyemiş verin.
· Yemek alışverişine çocuğunuzla birlikte gidin. Yüksek kalorili besinler yerine daha düşük kalorili besinleri seçip ne pişireceğinize birlikte karar verin.
· Evde pişirilecek yemekleri okuldaki yemeklerle karşılaştırın.
· Yemek saatleri ve yemek yenilen yer sık sık değişmemeli. Çocuğun yemek yerken masanın dışında bir yerde oturmasına izin vermeyin.
· Buzdolabında yemekle ilgili dürtüye neden olabilecek yüksek kalorili ve cazip besinler bulundurmayın.
· Çocuğunuz sosyal ortamlarda iken özgüvenini zedeleyecek davranışlarda bulunmayın.
· Yemeğe yöneldiğinde dikkatini başka yönlere çekin. Yemek yerine başka bir şeyi koymayı öğrenen çocuk kendini kontrol etmeyi öğrenecektir.
· Çocuğu kardeşleri veya yakın arkadaşlarıyla aşırı rekabetçi ortamlara sokmayın.
· Çocuğunuz için neler yapılması gerekiyorsa lütfen birlikte yapın. Çünkü onun kilosunda genetik faktörlerin etkisi olabileceğini unutmayın.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Tasarruf eden çocuğunuza teşekkür edin

Tasarruf eden çocuğunuza teşekkür edin

Kriz döneminin zorlu şartlarından çocuklar da en az büyükler kadar etkilenir. Çocuklar, ailelerinin yaşadığı stresi hisseder ve kendilerini de bu durumdan sorumlu tutar. Bu nedenle, çocuklarınızı sık sık yüreklendirmeyi ihmal etmemelisiniz..

Memorial Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Uzm. Dr. Leyla Aklaş, ekonomik krizin çocukların ruh ve beden sağlığı üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.

* Annemi-babamı üzersem babam işten atılır mı?
Ekonomik kriz çocuğa kendini suçlu hissettirebilir. Çocuklar; kendi yaşam deneyimleri, soyut düşünme becerileri ve yaşlarına bağlı olarak düşünmeye başlarlar. Çocuklar; ‘Dedem kalp krizi geçirip ölmüştü, şimdi hepimiz mi hastalanacağız’, ‘Babamı da işten atarlarsa kötü şeyler olabilir, eğer ben yeterince uslu olursam babamı bugün işten atmazlar…’ gibi yersiz korku ve takıntılı davranışlar gösterebilir. Ya da kızgınlık anında annesinin; ‘Biz bu krizde sana ne imkanlar sunuyoruz, oysa senin umurunda değil, iyice fakirleşelim, bak o zaman ne oluyor…’ gibi sözlerini, bir tehdit olarak algılamasına veya kendini suçlu hissetmesine neden olur.

ÇOCUKLARA DA YANSIR
* Babam işsiz kalırsa kurs paramı nasıl öderiz?
Çocuğu öncelikle ailesinin tutumu etkiliyor. Çünkü ailenin; çocuğu, ekonomik kriz nedeniyle yaşanan süreçten uzak tutması mümkün değil. Ailenin, ekonomik sıkıntılar nedeniyle gelecek hakkındaki korkuları, süreci tahammül edilmez bir hale getiriyor. Bu da çocuklara yansıyor. Çocuklar, aile içinde yapılan tasarruflardan kendine de pay çıkarmaya başlıyor. Okul, dershane, kurs parası, doğalgaz faturası, kredi ödemeleri, çeşitli harcamalar için en uygun yerlerin bulunması, işten çıkarılınca yapılacakların konuşulması gibi ayrıntılar; çocuğun da sorunun farkına varmasına neden oluyor. Olayları çocuğa yansıtmamaya çalışmak, bu noktada yanlış bir tutum. Ailenin bu sürece, mutlaka çocuklarını da dahil etmesi gerekiyor.

* Aileler, bugüne kadar hiç ‘Hayır’ demedikleri çocuklarına tasarrufu nasıl öğretebilir?
Çocuklar savaşlara, doğal afetlere ve her türlü olumsuzluğa, büyüklere göre daha hızlı uyum sağlarlar. Burada önemli olan çocuklara bakan ailelerinin tutarlı hareket etmeleridir. Eğer bunu yaparken suçluluk hissetmez ve yaptıklarının doğru olduğuna inanırlarsa, çocuklarının bu süreci kabul etmesi daha doğal ve hızlı olur. Başta ‘Hayır’ demelerine rağmen sonra isteklerini yerine getirmeleri, çocuklarda kafa karışıklığına neden olacağı için, istikrarlı davranmaları çok önemlidir. Çocuklar bu tür istikrarsız davranışlar ile karşılaşırlarsa, sürece uyum sağlamaları zorlaşır.

ONA ANLATIN
* Bu süreçte çocuğa nasıl yaklaşılmalı?
Ebeveynlerin, özellikle de babanın iş garantisinin olmaması ailenin dengesini de bozar. Babaların kendini yetersiz ve güçsüz hissetmesi, hep evde oturması aile bireylerini, özellikle de çocukları rahatsız eder. Gamlı yüz ifadesi, umutsuzluk, ailede herkesin ağzının tadını kaçırır. Çocuklara yansıtmamayayım diye yemeyip yedirmek, giymeyip giydirmek, bazen ebeveynlerin çocuklarına çok fazla sinirlenmesine ve öfke patlamalarına neden olur. Bu nedenle, çocuğun gelişmeler hakkında yaşına uygun olarak bilgilenmesi, olaylara katılımı sağlanmalıdır. Aileler, tasarruf sürecinde kendilerine destek olan çocuklarına minnettarlıklarını göstermeli, örneğin lambaları söndürdüğü, az malzeme kullandığı için kendisine teşekkür etmelidir.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Down sendromunda erken teşhis çok önemli!

Down sendromunda erken teşhis çok önemli!

Sarı saç, mavi göz kadar doğal bir genetik oluşum olarak kabul edilen Down sendromu ülkemizde doğan her 10.000 bebekten birinde görülüyor. Hastalığı daha iyi anlayabilmek ve anne adaylarının dikkat etmeleri gereken noktaların altını çizebilmek için İstanbul Özel Hizmet Hastanesi Jin.Op.Dr. Meltem Eğilmez ile konuştuk.

Eğilmez özellikle down sendromunun anne karnında erken teşhis yöntemleri konusuna değindi.

Bebek bekleyenlerin ve bebek sahibi olmak isteyenlerin down sendromunun nedenleriyle ilgili olarak bilmeleri gerekenler nelerdir?

İnsan genetik kodlaması 23 çift kromozomla nesilden nesile taşınır.21 nolu kromozomun iki yerine üç adet olması sonucu fetusta oluşan anormalliklere Down Sendromu denilir. İleri anne ve baba yaşı en sık rastlanan neden olmakla birlikte kromozomları etkileyen dış faktörlerin( röntgen ışınları, manyetik alanlar, bilinçsiz ilaç kullanımı v.b.) giderek yoğunlaştığı günümüzde genç çiftlerde de azımsanmayacak oranda Down Sendromlu bebeklere rastlanmaktadır.

Genetik durumun dışında bu durumu tetikleyen faktörler nelerdir?

Hastalık tamamen genetik kökenli olup bebeğin anne karnında oluştuğu ilk gün genetik tablosu ile belirlenmektedir. Yumurta ve spermin genetik yapısını etkileyebilecek her türlü etken hastalığın oluşmasında rol oynayabilir.

Down sendromu yapılan bazı testler ile bebek anne karnında iken tespit edilebiliyor. Bu testten biraz bahsedebilir miyiz?

Bu konuda çok uzun yıllardan beri kullanılan Üçlü Test ,gebeliğin 15-20. haftaları arasında uygulanır. Ultrasonografi bulguları, bazı hormon düzeyleri ve anne yaşının bir formüle uygulanması ile ortaya çıkan risk değerlendirmesidir. Tıbbın ilerlemesine paralel olarak daha erken dönemde ( 11-14. hafta) tanı imkanı sağlayan İkili Test ve daha yüksek oranda hastalığı tespit edebilen Dörtlü Testlerde günümüzde kullanılmaktadır. Ayrıca gebeliğin 15. haftasından itibaren uygulanan detaylı ultrasonografik incelemelerde hastalığın fizik bulgularına rastlanabilmektedir.

Kesin bir tespit söz konusu mudur?

Diğer soruda anlattığım gibi testlerin hepsi sadece risk oranı saptamakta kullanılır. Kesin tanı ise bebeğin plasentasından( CVS) yada içinde bulunduğu amnios mayiinden( Amniosentez) örnek alınarak yapılan kromozom analizleri ile konulur. CVS ile 9-11. haftalarda , Amniosentez ile en erken 14. gebelik haftasında örnekleme yapılarak tanı konulabilir. Genetik testler oldukça karmaşık ve uzun süre gerektiren testler olduklarında örnek alınmasından yaklaşık 2-3 hafta sonra sonuca ulaşılır.

Down Sendromunun erken teşhisi ile tedavi olanağı doğuyor mu?

Bu sorunun yanıtı maalesef hayır. Erken tanının aileye tanıdığı iki olanak var. Eğer teşhis yaşam sınırı olan 22. gebelik haftasından önce konulmuşsa gebelik sonlandırılabilir. Aile gebeliğin devamına karar vermişse ne ile karşılaşacakları ve doğacak olan özürlü bebekleri için neler yapabileceklerini öğrenecek zaman kazanırlar.

Down sendromlu bir bebeğe sahip olacak annelere bunu açıklarken zorluk çekiyor musunuz? Annelerden nasıl bir tepki alıyorsunuz?

Mesleğimin en zor yanlarından biri özürlü bir bebekleri olacağını bir aileye açıklamaktır. Tanı koydurucu test ile teşhis arasında ailenin hastalığı yeterince araştırmasına yetecek zaman olduğundan aileler genellikle kararlarını vermiş olarak gelirler karşımıza. Bir anne olarak böyle bir sonucu açıklamak ve kararlarını tartışmak beni de çok üzüyor gerçekten.

Peki down sendromu ile karşı karşıya kalan anneler bu genetik rahatsızlıktan dolayı umutsuzluğa düşüyorlar mı? Onlara hangi önerilerde bulunuyorsunuz?

Var olan gebeliği sonlandırma kararı alan aileler bir sonraki gebelikte aynı sorunla karşılaşmak korkusu yaşıyor. Gebeliğin devamına karar alanlar ise başlangıçta gerçekten çok umutsuz ve mutsuz oluyor. Onlara Down sendromlu çocuklarında neler başarabileceğini ve kendileri gibi ne kadar çok aile olduğunu hatırlatıyorum. Down sendromlu çocukları olan ailelerin buluştukları bazı internet siteleri ve dernekler var. Yalnız olmadıklarını görmek onları biraz olsun rahatlatıyor.

Sonraki çocukların down sendromlu olma riski nedir?

Toplumda sıklığı 1/10.000 olan Down Sendromlu bir çocuk doğuran anne 30 yaşına gelmeden doğuracağı ikinci çocukta 2/100 oranında risk taşır. İlerleyen anne yaşı bu oranın çok hızlı bir şekilde katlanmasına yol açar. Kendisi Down Sendromlu çocuk doğuran yada birinci derece akrabalarında Down Sendromu olan annelerin gebeliklerinde tarama testlerine bakılmaksızın mutlaka Amniosentez yapılmalıdır.

Down sendromlu bebek ve çocuklarda ne gibi farklılıklar olmaktadır?

Down Sendromu ile doğan bebeklerin karakteristik yüz anomalileri vardır ,Gözler birbirinden ayrık , burun kökü basık, kulaklar aşağı yerleşimli, ense kalın ve boyun kısa olan bu bebeklerde genellikle glokom ve katarakt bulunur. Çocukluk çağında geç öğrenip çabuk unuturlar. Zeka puanları 20-85 civarında olur. Kalp ve sindirim sistemi anomalilerine sık rastlanır. İlerleyen yaşlarda kısa boylu ve obez olurlar. Genellikle kalp hastalıkları, lösemi ve solunum yolu enfeksiyonları nedeni ile kaybedilirler.

Down sendromlu bireyleri toplum hayatında ne gibi zorluklar bekler? Okul ve iş ve aile yaşamlarında diğer bireylerden farklı olarak neler yaşayabilirler?

Bebeklik dönemleri kalp hastalığı ve yarık damak yoksa sorunsuz geçen Down sendromlu bebekler erken çocukluk döneminden itibaren öğrenme güçlüğü, görme ve işitme zorluğu, obezite ve diğer sistem sorunlarını yaşamaya başlar. Düşük zeka puanları nedeni ile normal okullarda eğitim göremezler. Bu konuda özelleşmiş eğitim elemanlarının bulunduğu okul, rehabilitasyon merkezleri ve hastanelerin yaygın olmaması nedeni ile pek çok yerde bu çocuklar yetiştirilme konusunda ciddi sorun yaşar. Basit işler yapabilecek kadar eğitilebilenlerde sağlıklı bireylerin işsizlik sorunu yaşadığı toplumlarda istihdam edilemez. Genellikle evlenecek kadar yaşamadıkları yada zeka sorunu nedeni ile evlenemedikleri gibi çoğunda da kısırlık saptanmıştır.

Nelere dikkat edilmeli down sendromlu çocuklar ile ilgili?

Down sendromlu bir çocuğunuz varsa çok ciddi iki sorumluluğunuz vardır. Bunlardan ilki karşılaşabileceğiniz sağlık sorunlarının zamanında farkına varmak ve koruyucu önlemleri almak, diğeri ise çocuğun diğer aile bireyleri ve toplumla uyumunu sağlamak olabildiğice eğitilmesi için gerekli olanaklara ulaşmaktır.

Down sendromlu çocukların ne zaman eğitim ile desteklenmesi gerekir? Bu eğitimlerin içeriği ve çocuklara neler kazandırdığı ile ilgili bilgi verebilir misiniz?

Bu çocukların eğitimi yeni doğan döneminden başlar. Bu konuda özelleşmiş eğitimcilerin ve kendini bu çocuğa adamış bir ailenin çok başarı kazandığı down sendromlu çocuklar vardır. Ailesine az da olsa ekonomik destek verecek kadar eğitimli ve iş sahibi çocukların yanı sıra spor ve sanatta başarı kazananlarda vardır.

Diğer çocuklardan farklı davranmak mı gerekir?

Zeka puanı üst düzeye yakın olan çocuklar mümkün olduğunca normal yaşıtlarıyla aynı koşullarda bulundurulmalıdır. Ancak zeka puanı düşük olanlar ve diğer sağlık sorunları olanlar özel bakım ve farklı davranış gerektirir.

Bu rahatsızlığa bağlı olarak gelişen başka hastalıklar var mıdır?

Kalp hastalığı, sindirim yolu hastalıkları, göz ve kulak sorunlarının yanı sıra obeziteye bağlı rahatsızlıkları da olabilir.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Doğru beslenme çocuklukta başlar!

Doğru beslenme çocuklukta başlar!

Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Kılınç, çocuklukta edinilen beslenme alışkanlıklarının yetişkin dönemdeki beslenme düzeni üzerinde etkili olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Kılınç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, okul öncesi dönemi kapsayan 1-5 yaş grubundaki çocukların beslenmesiyle ilgili en önemli unsurun, çocuğun iyi bir yemek yeme alışkanlığı kazanması olduğunu belirtti.

Bu dönemde çocuğun büyüme ve gelişmesinin izlenmesi, çocuğun 3-4 ayda bir tartılıp boyunun ölçülmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Kılınç, “Çocuklukta edinilen besleneme alışkanlıkları, yetişkin dönemdeki beslenme düzeni üzerinde etkili” dedi.

Prof. Dr. Kılınç, okul öncesinde çocukların günlük besinlerinin üç ana öğünde verilmesi ve bu öğünlere meyve ve taze meyve suları eklenmesi gerektiğini vurguladı.

Büyüme ve gelişmesi normal olan çocuklara ilk yaştan itibaren dişlerini korumak için flor tuzları ve kış aylarında D vitamini takviyesi yapılması gerektiğini bildiren Prof. Dr. Kılınç, şöyle konuştu:

“Okul çağı ise 6-11 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ büyüme ve gelişmenin hızlı olduğu, yaşam boyu sürebilecek davranışların büyük ölçüde kazanıldığı bir dönemdir. En hızlı büyüme kızlarda 10-12, erkeklerde ise 11-14 yaşında başlar. Vücut ağırlığındaki artış yaklaşık 20 yaşına kadar devam eder. Boy uzunluğunda artış ise kızlarda 17 yaştan sonra genellikle durur, erkeklerde yavaş da olsa devam eder.

Büyüme süreci önemli miktarda enerji ve yeni dokuların yapımı için daha fazla miktarda protein, vitamin ve mineralleri gerektirir. Tüm enerji ve besin ögelerinin yeterli ve dengeli karşılanabilmesi için 6-11 yaş grubu çocukların tüketmeleri gereken besinlerin iyi kaliteli ve yeterli miktarlarda olması önemlidir.”

-YANLIŞ BESLENME ALIŞKANLIKLARI-

Prof. Dr. Kılınç, okul çağındaki çocuklar için sabah kahvaltısının öneminin büyük olduğunu belirtti. Tüm gün öğrenim yapan okullarda çocukların öğle öğününü ya okuldan ya da evden getirdikleri besinlerle yediğini, bu konuda gerek
okul yöneticileri gerekse ailelerin eğitilmesinin önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Kılınç, şöyle devam etti:

“Okul kantinleri de bu konularda eğitilmeli ve sık sık denetlenmeli. Ayrıca çocuklar beslenme konusunda eğitilmeli ve bilinçlendirilmeli. Küçük yaştan itibaren kazanılan yanlış beslenme alışkanlıkları, yetersiz ve dengesiz beslenme sorunlarının artmasına neden oluyor. Bu konuda çocuklara, ailelere ve öğretmenlere eğitim verilmeli.

Okul çağında çocuklar günde iki su bardağı süt içmeli, her gün düzenli kahvaltı yapmalı, öğün atlamamalı. Çocuklar açıkta satılan ürünleri almamalı, yemeklerden önce mutlaka ellerini yıkamalı, sağlıklı olmak için spor yapmalı.”

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Bebeklerde ek gıdaya başlanması

Bebeklerde ek gıdaya başlanması

Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Kılınç, bebeklerde tamamlayıcı besinlere erken başlanmasının hastalık riskini arttırdığını, geç başlanmasının ise bebeğin gelişimini yavaşlattığını söyledi.

Kılınç AA muhabirine yaptığı açıklamada, tamamlayıcı beslenmenin bebeklere 6 ila 18-24 ay arasında yalnızca anne sütüne ev yemeklerinin eklendiği bir dönem olduğunu belirtti.

Tamamlayıcı besinlere erken başlanmasının da, geç başlanmasının da, bebeğin gelişimi ve sağlığı açısından çeşitli olumsuzluklar doğurabileceğini dile getiren Kılınç, şöyle konuştu:

”Tamamlayıcı besinlere erken başlanması durumunda anne sütü alımı azaldığı ve sıvı gıdaların kalorisi düşük olduğu için bebeğin kilo alımı yavaşlayabilir. Bu dönemde antikor geçişi azaldığı için hastalanma riski artar. İlk 6 ayda bağırsak geçirgenliği fazla olduğu için besin alerjileri daha sık görülür. Bebek sık ishal olur.

Bu besinlere geç başlanması durumunda ise sadece anne sütü bebeğin gereksinimini karşılamaz hale gelir. Bu durum bebeğin kilo alımı ve büyümesini yavaşlatır ya da durdurur. Besin eksikliklerine bağlı olumsuzluklar ortaya çıkabilir. Bebeğin çiğnemeyi öğrenmesi zorlanabilir.”

Kılınç, anne sütü alan bebeklere 6. ayda, yapay mama ile beslenen bebeklerde ise 4. ayda ek besinlere başlanması gerektiğini vurguladı.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Okul ve Kreşte Dikkat Edilmesi Gereken Hastalıklar

Okul ve Kreşte Dikkat Edilmesi Gereken Hastalıklar

Okul ve Kreşte Dikkat Edilmesi Gereken Hastalıklar

Okul-kreş gibi toplu ortamlarda çocukların hasta olma riski çok fazla artıyor. Özellikle bazı hastalıklar var ki çok dikkat etmek gerekiyor…

Kış aylarında soğuğa bağlı direnç düşmesi sonucu hastalık sayısı özellikle okul- kreş gibi toplu ortamlarda artmaktadır. Virüs ve bakteriler damlacık enfeksiyonu şeklinde çocuktan çocuğa bulaşır. Bu damlacıklar saatlerce havada asılı eşyaların üzerinde aktif olarak kalabilmektedirler ve bu eşyaları ele alan, ağzına götüren çocuk enfeksiyona yakalanır. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Keyhan Fidan, kış aylarında çocuklarda en sık görülen enfeksiyonlar ve tedavi yöntemleri hakkında bilgiler veriyor.

Pnomoni ( Zatürre)

Akciğerde bulunan hava keseciklerinin iltihabı olduğundan oksijen alışverişi etkilenebilir ve O2 düşer, bu yüzden hastanın genel durumu daha kolay bozulur. Kronik hastalığı olanlar, küçük çocuklar ve yaşlılarda bu hastalık daha ağır seyreder. Virüsler ve bakteriler hastalığa sebep olabilir. Ateş 39 seyreder, öksürük ve balgam en önemli bulgularıdır.

Bronşit:

Büyük havayollarının iltihabıdır. Akut ve kronik olmak üzere ikiye ayrılır. Akut bronşitte etken sıklıkla virüslerdir. Ayrıca bakteriyel enfeksiyonlar, pasif sigara içiciliği ve mide içeriğinin akciğerlere kaçması denilen reflü de akut bronşite neden olabilir.

Esas yakınma öksürük ve balgamlı kusmadır. Tedavide bol sıvı alınması, istirahat ve sigara dumanından uzak durmak gerekir. Bakteriyel enfeksiyonlarda ise antibiyotik başlanabilir. Kronik bronşit yakınmaları 4 haftadan uzun sürmesi halinde düşünülür. Ancak bu durumda mutlaka altta yatan bir hastalık vardır. Bu genellikle astımdır. Ayrıca tüberküloz, kistik fibrozis, yabancı cisim ve bağışıklık yetersizliği gibi başka hastalıklar aramak gerekir. Tanıda bu hastalıklara yönelik tanı testleri kullanılır. Tedavide ise saptanan hastalığa uygun ilaçları kullanmak gerekir.

Bronşiyolit:

Solunum yollarının en küçük dalları olan bronşiyollerin (bronşçuk) enfeksiyon nedeni ile daralması sonucu oluşur. Akut bronşiyolit; erken yaşamda üst solunum yolu bulguları sonrası gelişen hışıltı ile giden hastalık olarak tanımlanabilir. Bronşiyolit ülkemizde kış aylarında epidemilere yol açar. Daha çok bir yaşın altında olmak üzere kalabalık ortamda yaşayan, sigara dumanına maruz kalan ve anne sütü almayan bebeklerde daha sık görülür. Sıklıkla viral etkenler bazen bakteriyel enfeksiyonlar da bronşiyolite yol açar. İlk bulgular burun akıntısı, öksürük ve hafif ateş gibi üst solunum yolu infeksiyonu şeklindedir. Bir-iki gün içerisinde bunu solunum sayısında artış, göğüste çekilmeler ve hışıltılı solunum izler. Huzursuzluk, beslenme güçlüğü ve kusma gözlenebilir. Fizik muayenede solunum sayısı artmıştır, taşikardi vardır. Vücut ısısı normal olabileceği gibi yüksek ateş de görülebilir. Konjünktivit, otit ve farenjit de bazı hastalarda eşlik edebilir. Morarma ve nefes durması görülebilir. Karaciğer büyüyebilir, bu bulgu akciğerlerdeki aşırı havalanmaya bağlı olabilir. Radyolojik olarak her iki akciğerde havalanma fazlalığı gelişebilir. Klinik ve radyolojik olarak akut bronşiyolit düşünülen hastalarda etkenin gösterilmesi için başka incelemeler yapılması rutinde önerilmez.

Gastrointestinal Sistem İnfeksiyonları:

- Gastroenterit: Bulantı, kusma, ishal ve karında rahatsızlık oluşur.

- İshal-diyare: Sulu ishal ve elektrolit kaybı vardır.

- Dizanteri: Karın ağrısı, kramp,kanlı mukuslu ishal olabilir.

- Rotavirus: Eylül – Nisan ayları arasında çocuk ve yaşlılarda görülür. Ateş, kusma, bulantı ve sıvı kaybı vardır. Başlama süresi 2 – 4 gün, diyare uzarsa dehidratasyon ile hastaneye yatış olabilir. Rotavirüs çok bulaşıcıdır. Mikrop bulaşmış su veya gıdayla, mikrobu taşıyan eller yoluyla vücuda alınır. Yuva gibi kalabalık ortamlarda, özellikle çocuklar tuvaletten sonra ve yemekten önce ellerini yıkamayı unuttuklarında kolayca yayılır. O kadar bulaşıcıdır ki, genel hijyen koşulları ne kadar iyi de olsa, hemen her çocuk 5 yaşını doldurmadan rotavirüs ishali geçirmiş olmaktadır. Ülkemiz gibi ılıman iklim kuşağındaki ülkelerde, kış aylarında görülür. Özellikle 2 yaş altı küçük çocuklar etkilenir. Erişkinde ise, daha hafif seyreder.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Çocuklarda Düztabanlık

Çocuklarda Düztabanlık

Tıbbi lisanda hafif olanları “pes planus “, ağır olanları ” pes plano-valgus” olarak isimlendirilen düz tabanlık , ebeveyinler tarafından ya hiç önemsenmemekte , yada gereğinden fazla büyütülmektedir. Hiç önemsememek erken devrede cerrahi tedavi yapılması gereken düz tabanlıkların tedavi edilmeden ileri yaşlara ulaşması ve çocuğun sakat olmasına yol açarken, gereğinden fazla büyütmek de kendiliğinden iyileşebilecek düztabanlıkların yaz-kış ve gece-gündüz çocuğa ortopedik ayakkabı giydirme zulmune dönüşmektedir.

Henüz yürümeye başlamamış çocuklarda ayak tabanındaki yağ dokusu çocuğun ayak tabanına düz bir görünüm verir. Aile çocuğun düztaban olduğuna hükmederek telaşlanır. Çocuk yürümeye başladığında bu yağ dokusu eridiğinden taban kavsi ortaya çıkar. Bu ayaklar herhangi bir tedavi gerektirmezler.

Gerçek düztabanlıklar ise iki çeşit olur: sert düztabanlık , yumuşak düztabanlık.

Sert düz tabanlık

çocuk doğduğu andan itibaren dikkatli bir göz tarafından farkedilir. Ayak tabanı dümdüzdür, hatta topuk ve parmaklar biraz yukarı doğru kalkmıştır, ve ayak tabanı deniz kayığına benzer. Ayağın kavisleri yoktur, ve ellerimizle ayağa kavis veremeyiz , ayağı bükemeyiz. Burada ayak kemiklerinin doğuştan çıkık olması veya birbirlerine yapışık olması söz konusudur. Bu ayakların kendiliğinden veya ayakkabı ile düzelmesi imkansızdır. Çocuk doğduğu ve düztabanlık teşhis edildiği andan itibaren 3 aylık oluncaya kadar , ayak 10 günde bir değiştirilen alçılarla düzeltilmeye çalışılır. Çoğu zaman bu çabalar sonuçsuz kalır ,ve ayağı düzeltmek için 5 aylıktan itibaren seri birkaç ameliyat yapmak gerekir. Bu düztabanlık şekli oldukça nadirdir.

Yumuşak düztabanlık
çocuk yürümeye başladığında farkedilir. Çünkü düztabanlığın bu tipinde çocuk basmadığı zaman ayak kavsi vardır, taban düz değildir, bastığı zaman ise düzleşir, ayak iç tarafındaki kavis çöker. Elimizle ayak tabanına şekil veririz, başparmağı geriye doğru büktüğümüzde ayakta taban kavsi oluşur. Burada ayak kemiklerinde anormallikler yoktur. Kemikleri bir arada tutan bağlarda gevşeklik vardır. Zamanla bu bağlar kendiliğinden sıkılaşarak kemikleri birarada tutmaya başlar ve çocuk bastığında artık ayağı düzleşmez olur. Bu tip ayaklarda yapılması gereken tedavi, çocuk bastığı zaman ayağının düzleşmesini önleyen tabanlıklı ayakkabılar kullanmaktır. Bu ayakkabıların amacı çocuğun ayaklarını düzeltmek değil, ayak bağları sıkılaşıncaya kadar ayak kemiklerinin şeklinin bozulmasını önlemektir. Bağların gevşekliği düzelince , kemikleri birarada tutacağından ayakkabılara olan ihtiyaç da ortadan kalkar. Bu ayakkabıları yaz-kış ve gece-gündüz giymeye gerek yoktur. Günde 6 saat giymek yeterlidir ve yaz aylarının sıcak günlerinde ara verilebilir.

Bazı çocuklar ayaklarını içe çevirerek yürürler. Bu yürüme şekli genellikle yumuşak düz tabanlı çocuklarda olmaktadır , ve bir telafi mekanizmasıdır. Çocuk bastığında ayak iç tarafındaki kavis çöktüğünden vucut ağırlık merkezi ayağın iç tarafına düşer. Çocuk vucut ağırlık merkezini ayağın üzerine düşürüp dengeli yürüyebilmek için , ayağını içeri doğru çevirir. Görüldüğü gibi ayağı içeri çevirerek yürüme bir hastalık değil , telafi mekanizmasıdır. Ayaktaki yumuşak düztabanlık iyileştiğinde kendiliğinden ortadan kalkar. Bazen içe basarak yürüme diz ve kalçalardaki kemik dönüklüklerinden de olur. Bir Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı bunun ayırımını yapar.

Ebeveyinler çocuklarına giydirecekleri ayakkabı hususunda bazen endişelenmektedirler . Yürümeye başlamamış çocuğa ayakkabı giydirmede ısrarlı olmamak gerekir. Daha önce giydirilmeye başlanan ayakkabının, ayağı şekillendirdiği doğru değildir.

Çocuk yürümeye başladığında bot tarzında, ayakbileğini saran bağcıklı ayakkabılar tercih edilmelidir. Ayakkabının tabanı yumuşak olmalıdır.Böylece çocuk topuk-parmakucu yürüyüşünü yapabilir. Ayrıca ayakkabının yanları, yani iç ve dış fortları sert olmalıdır. Bu sert fortlar ayakbileğinin içe veya dışa yan yatmasına engel olur. Normal ayakları olan çocuklara bu özellikleri olan ayakkabılar alınabilir.

Piyasada ortopedik ayakkabı olarak satılan ayakkabılar , düztabanlığın tedavisi amacıyla kullanılamazlar. Bu amaçla , bir ortopedi uzmanının reçetesi ile ortopedi atölyelerinde çocuğun ayak kalıbı çıkarılarak yapılan , özel tabanlıklı ortopedik botlar kullanılmalıdır.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Çocuklarda Nedensiz Ateş

Çocuklarda Nedensiz Ateş

Birçok hekim hastaneye ateş nedeniyle başvuran ancak belirgin bir enfeksiyonu olmayan veya enfeksiyon hastalığı dışında ateş nedeni olabilecek bir hastalığı olmayan çoçuklar için “NEDENİ BELLİ OLMAYAN ATEŞ” terimini kullanır.

Bu terimi çocuklarda şu durumlarda kullanmak daha faydalıdır:

1) Bir haftadan daha uzun süren ateş öyküsünün olması (ergenlik çağında 2-3 hafta)

2) Ateşin bir sağlık personeli tarafından ölçülüp, dökümante edilmesi

3) Tetkiklere başlandıktan sonra bir hafta geçtiği halde henüz tanı konulamamış olması.

Nedeni belli olmayan ateşi olan çocuğa yaklaşım

Hikaye:
Hastanın yaşı yardımcıdır. Altı yaşından küçük çocuklarda solunum yolu ve üriner sistem enfeksiyonları, lokalize enfeksiyonlar (abse, osteomyelit), juvenil romatoid artrit ve nadirde olsa lösemi daha çok görülürken eregnlerde tüberküloz, inflamatuar barsak hastalıkları, otoimmün hastalıklar ve lenfoma daha sıktır.

Toksoplazma ve Toksokara enfeksiyonları için pica (anormal yeme-toprak-kömür-sıva-kireç yeme) öyküsü araştırılmalıdır. Hastanın daha önceden alışık olmadığı gıdaları alıp almadığını öğrenmek için seyahat öyküsü araştırılmalıdır. Sıtma, histoplazmozis ve coccidiodomycosis enfeksiyonları için hastanın endemik (salgın hastalık görülen) bir bölgede yaşayıp yaşamadığı veya oralara seyahat edip etmediği ayrıca sorulmalıdır.

İlaç ateşi için topikal ajanlar (atropinli göz damlaları gibi) dahil kullandığı ilaçlar soruşturulmalıdır.

Fizik Muayene:
Terlemenin olup olmadığına özellikle dikkat edilmelidir. Ateşe rağmen terlemenin olmaması dehidratasyon, kusma, ishal, diabetes insipidus (şekersiz şeker jastalığı), anhidrotik ektodermal displazi, ailesel disotonomi ve atropin (madde) kullanımını akla getirir.

Kırmızı gözler özellikle poliarteritis nodoza gibi bir bağ dokusu hastalığının belirtisi olabilir. Kızamık, Coksackie enfeksiyonları, tüberküloz, infeksiyöz mononükleoz, lenfogranüloma venorum ve kedi tırmığı hastalığında palpebral konjunktivit olabilir. Bunun yanında bulber konjunktivit (göz iltihabı) Kawasaki Sendromunda ve leptospirozis’de görülür. Uveit (bir çeşit göz hastalığı) varsa sarkoidoz, juvenil romatoid artrit, sistemik lupus eritematosuz, Kawasakii Sendromu, Behçet sendromu ve vaskülitler düşünülmelidir. Korioretinit (göz hastalığı) varsa sitomegalovirüs, toksoplazmozis ve sifilis hatırlanmalıdır. Tüm nedeni belli olmayan ateşi olan hastalarda dikkatli bir göz dibi muayenesi yapılmalıdır.

Gözyaşının olmaması, kornea refleksinin alınmaması familal disotonomiyi akla getirmelidir. Sinüslerde ve dişlerde hassasiyet ve ağrı olup olmadığına dikkat edilmelidir. Ağız içi pamukçuk (Oral kandidiyazis) birçok immün sistem hastalığının bir bulgusu olabilir.

Ateşle beraber titreme varsa sepsis, endokardit, sıtma, brusella ve lokalize püğ kolleksiyonu araştırılmalıdır.

Boğazda iltihap olsun veya olmasın kızarma varsa bunun nedeninin infeksiyöz monomükleoz, CMV, toksoplazma, salmonella, brusella, tularemi, Kawasakii sendromu veya leptospirosis olabileceği bilinmelidir.

Kaslar ve kemikler dikkatlice muayene edilmelidir. Bir kemikte lokal ağrı ve hassasiyet varsa buna daha çok osteomyelitde ve neoplastik hastalıklarda rastlanır. Jeneralize kas ağrısı ise daha çok dermatomiyozit, trichinosis, poliarterit ve Kawasakii sendromunda ve mikoplazma ve arbovirüs enfeksiyonlarında görülür.

Rektal muayene sırasında pararektal adenopati veya hassasiyet varsa derin pelvik abseler, iliak adenit veya pelvik osteomyelit ayrıca araştırılmalıdır. Rektal muayene sırasında elde edilen gaitada gizli kan bakılmalıdır. Granülomatöz kolit veya ülseratif kolit varlığında belirgin kan kaybı olacaktır.

Hastanın genel aktivitesi ve döküntüleri ayrıca not edilmeli; tirotoksikoz varsa derin tendon reflekslerinin artacağı bilinmelidir.

Laboratuar çalışmaları:
Nedeni belli olmayan ateşi olan bir hastaya tanı koydurucu laborutuar tetkikleri yapılırken hastanın aciliyeti, hastalığının akut veya kronik seyirli olup olmadığı hekimin temposunu ayarlamasına yardımcı olur. Böylelikle gerekli testler gerekli hastalara yapılırken, lüzumsuz tetkiklerin yapılmasını ve para ve zaman israfını önler.

Başlangıç safhasında yapılan laboratuar araştırmalarında beyaz küre sayımı ve idrar tetkikleri mutlaka yapılmalıdır. Beyaz küre dağılımına dikkat edilmelidir. Absolü nötrofil sayısının >5.000/mm3 olması tifo dışındaki ciddi bakteriyel enfeksiyonların lehine değildir. Aksine polimorf nüveli lökositlerin >10.000/mm3 veya çomakların >500/mm3 olması ciddi bakteriyel enfeksiyonların lehinedir.

Eritrosit sedimantasyon hızının >30 mm/saat olması hastanın enfeksiyöz, otoimmün veya malign hastalıklar yönünden araştırılmasını endike eder. Sedimantasyon hızının düşük olması olası bir enfeksiyon hastalığını veya romatoid artriti ekarte ettirmez. Ancak saatte 100 mm’nin üstündeki eritrosit sedimantason hızı tüberkülozu, Kawasaki sendromunu, malignensiyi ve otoimmün hastalıkları akla getirmelidir.

Hastanın kan kültürleri alınmalıdır. Endokardit, osteomyelit, ve derin abselerin tanısında tekrar tekrar kan kültürü almak gerekebilir. İdrar kültürü rutin olarak alınmalıdır.

Tüberküloz tanısı için PPD yapılmalıdır. Öykü ve fizik muayenede düşündürecek bulgular varsa göğüs, sinüs, mastoid ve gastrointestinal sistem grafileri çekilmelidir.

Lösemi, metastatik neoplazmalar, mikobakteriyel, fungal veya paraziter hastalıklar, histiositozis veya depo hastalıklarının tanısı için kemik iliği incelemesi yapılmalıdır.

İnfeksiyöz mononükleoz, CMV hastalığı, salmonellozis, toksoplazmozis, tularemi, brucellozis, leptospirozis ve Juvenil romatoid artrit için diagnostik serolojik testlere gerek duyulabilir.

Osteomyelitlerin ve abdominal apselerin tanınmasında radyoaktif incelemeler faydalı olabilir. Subakut bakteriyel endokarditte olduğu gibi kalp kapaklarında vejetasyonların gösterilmesinde ekokardiyogram yardımcıdır. İntraabdominal apselerden kuşkulanıldığında ultrasonografi yapılmalıdır.

Neoplazmaların tanısında ve pürülan püğ kolleksiyonlarının gösterilmesinde total vücut kompütarize tomografisi veya magnetik rezonans incelemeleri yarar sağlar.

Bazen ayırıcı tanıda biyopsiye ihtiyaç duyulabilir. Organa spesifik bulgular olduğunda bronkoskopi, laparoskopi, mediastinoskopi ve gastrointestinal endoskopiye gerek duyulabilir.

Tedavi:

Çocuklarda ateş ve enfeksiyon eş anlamlı değildir. Bunun yanısıra antimikrobik ajanlar antipiretik olarak kullanılmamalıdır ve ampirik tedaviden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Ampirik antibiyotik kullanımı endokardit, menenjit ve ostromiyelitleri baskılayarak tanı güçlüklerine yol açar. Hasta iyice tetkik edildikten sonra ateşi kontrol etmek için antibiyotikler kullanılır.

Prognoz: Çocuklarda nedeni belli olmayan ateşin prognozu (seyri) erişkinlerden daha iyidir. Vakaların çoğunda tanı konulmadan ateş kendi kendine düşer. Yaklaşık % 25 vakada ise dikkatli yapılmış bir incelemeye rağmen ateş süreklilik gösterir ve neden bulunamaz.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk

Okul Fobisi

Etiketler:
Okul Fobisi

Okul fobisi, kuvvetli bir endişe nedeniyle çocuğun okula gitmeyi reddetmesi yada bu konuda isteksiz görünmesidir. Okul fobisi olan çocuklar, okula olan isteksizliklerini tipik bir biçimde bedensel yakınmalarıyla dile getirmeye çalışan, bu nedenle kendilerini evde tutma yolunda anne-babalarını ikna etmeye çalışan çocuklardır.
Okul fobisi olan çocukların mide bulantısı, karın yada baş ağrısı şeklinde bedensel şikayetleri genellikle sabahları uyanır uyanmaz görünmekte ve okula gitmemelerine karar verilir verilmez de kendiliğinden kaybolmaktadır. Eğer çocuklara okula öğleden sonra gitmeleri önerilirse, aynı tür şikayetlerinin bir saat içinde tekrarlandığı görülür. Kendilerine o gün için okula gönderilmeyecekleri konusunda söz verilirse, ertesi gün belirtilerin yeniden ortaya çıktığı dikkati çeker. Eğer anne-baba bir hafta sureyle çocuğun okulu unutmasına karar verirse, çocuğun bir sonraki pazartesine kadar sağlığının yerinde olduğu görülür. Hafta sonu genellikle okul fobisi olan çocuklar için aktif olabildikleri ve okul baskısı olmaksızın diledikleri gibi eğlendikleri için en sevilen dönemdir
Psikosomatik kökenli şikayetleri ortadan kaldırmak üzere öğretmen değiştirme. çocuğun daha az başarılı bir sınıfa alma yada bir başka okula gönderme gibi alınabilecek önlemler sadece geçici bir süre için sonuç verir. Bu gibi durumlarda çocuklar başlangıçta mutlu ve yeni okul ortamına coşku içinde görünürler, ancak birkaç gün yada bir hafta sonra yeniden evde kalmak üzere yeni ortamla ilgili bazı yakınmalarda bulunurlar.
Okul fobisi ile okul kaçağı olmayı bir biriyle karıştırmak gerekir. Okul fobisi olan çocuk, değişik zamanlarda okula anne-babasının bilgisiyle gitmez ve evde kalır. Çocuğun okula gitmemesinin temelinde başarısızlık korkusu ve sınıf içinde aktif olamama endişesi bulunur Okuldan kaçan çocuklarsa okulu sevmezler, aynı zamanda tembeldirler ve akademik bir amaçları yoktur. Bu çocuklar, okuldan kaçtıkları zamanı anne ve babalarının bilgisi olmaksızın ev dışında istedikleri gibi geçirirler. Buna karşılık okul fobisi olan çocuklar evden uzaklaşmazlar; evde mutlu ve neşelidirler. Bu çocukların okul başarıları orta düzeydedir; ödevlerinin aksamasıyla yakından ilgilidirler
Akut iç Kronik Okul Fobisi Okul fobisi tepkileri görünmeye başladıkları sırada şiddetli bu’ takım belirtiler dikkati çeker. Akut okul fobisi olan bu çocuklarda evde kaldıkları surece mutludurlar, arkadaş ilişkilerinde ve sosyal faaliyetlerde etkilidirler. Hatta bu çocuklar evde kaldıkları süre içinde ev ödevlerini yaparlar.
Akut okul fobisi ilkokuldan liseye kadar her yaşta, hatta kolej öğrencilerinde bile görülebilir. Bununla birlikte gerek ergenlik döneminde, gerekse ergenlik öncesi dönemde rastlanan okul fobisi belirtileri, yeni okula başlayan çocuktaki gibi kuvvetli ve zorlu değildir Çoğunlukla çocuklar büyüdükçe şiddetli biçimde okul fobisi görülmez, ancak bunun yerini “kronik fobi” alır.
Kronik okul fobisi zamanla oluşur. Bu fobinin oluşmasında gencin çocukluk yıllarındaki akut okul fobisini de içine alan çeşitli davranış problemlerinin rolü büyüktür Kronik okul fobisi. akut okul fobisini tam tersine, bir takım uyum zorluklarını içerir Kronik okul fobisi olan çocuklar sadece okuldan değil, ayni zamanda önceden zevk aldıkları faaliyetlerden de uzaklaşmaya başlarlar. Bu çocuklar ne ders çalışırlar nede belirli bir ilgi alanında faaliyet gösterirler. Ev çevresinde sıkıntılı bir biçimde zamanlarını geçirmeye çalışırlar. Bunun yanı sıra, bu tür çocuklar okula olan korkularını tüm çevreye genelleştirirler. Sonuç olarak bu çocuklar gerek insan ilişkilerinde, gerekse yabancı oldukları ortamlardaki huzursuzlukları giderek artar.

OKUL FOBİSİNİN NEDENLERİ
Diğer fobilerde olduğu gibi, okula girdikten sonra oluşan korkularda da kalıtsal ve yapısal etkenlerden çok, psikolojik yaşantıların daha önemli yer tuttuğu görülür. Okul fobisi olan çocuk görünüşte nedensiz olarak okula gitmekten korkmaktadır. Ancak bu korkuyu oluşturan bazı temel etkenler vardır. Bunların başında yaygın bir baskının egemen olduğu aile ortamı sayılabilir. Okul fobisi olan çocukların yaşamalarının daha önceki yıllarında anneleri tarafından aşırı özen içinde büyütüldükleri görülür
Bu tür annelerin sürekli olarak çocuklarını memnun ederek onların sevgilerini kazanma çabası içinde oldukları, tüm ihtiyaçlarını karşıladıkları ve onları sürekli olarak kırıklığa uğramaktan korudukları dikkati çeker. Bu anneler özellikle çocukların bedensel rahatsızlıklarıyla yakından ilgilidirler. Çocuklar, gözlerinin önünde olmadığında kendilerini çok yalnız hissederler. Psikolojik ve fizyolojik olarak çocuklarıyla yakın olma ihtiyacını duyarlar. Bu anneler, çocuklarını anaokullarına göndermekten kaçındıkları gibi,arkadaşlarının evine bile oyun oynamak üzere göndermekten kaçınırlar. İşte yaşamın ilk yıllarında bu tür bir anne-çocuk ilişkisi Çocuğun okula başladığı- sırada önemli bir engel oluşturur Anneler tüm bu koruyucu ve baskılı ortamından bir an olsun uzak kalmamış bu çocukların yabancı bir çevrede tanımadıkları insanlarla birlikte günlerini geçirmeleri onları son derece huzursuz eder.

Okul fobisi olan çocukların babaları da aşırı bağımlılık ve koruma konusunda eşleriyle iş birliği içindedir Bu tür babalar ev içinde bir takım kurallar koyma yada disiplin uygulama yerine, sürekli bir barış ve sakinlik ortamının olmasını tercih ederler. Böylelikle okul fobisi olan çocuklarda şu üç temel karakteristik kişilik özelliği gelişir:
1. Bu çocuklar anne-babaları tarafından aşırı korunma sonucu” bağımlı” anne-babaya
adeta yapışık bir birey olarak gelişirler.
2. Tüm ihtiyaçlarının karşılanması, çocuğun “çok isteyen ve hileye baş vuran” bir birey
olmasına yol açar. Bu tür çocuklar istedikleri her şeye istediği zaman kavuşurlar.
3. Anne ve babalarının disiplin konusundaki yetersizlik ve başarısızlıkları nedeniyle
gerektiğinde çocuğun isteklerine set çekilmemesi çocukta “egemenlik” duygusunun gelişmesine neden olur. Bu durumda çocuk, sadece kendisini ilgilendiren konulara değil, tüm ev işlerine karışır.
Bu tür aileyi nedenler sadece okul fobisini oluşturan tek etken gurubu değildir. Ayrılık endişesi, değişiklik ve sıkıntı da okul fobisinin nedenleri arasında sayılabilir. Anne ve babanın hastalığı, evde yangın çıkması yada hırsızlık vb. nedeler Çocuğun evden uzaklaşmasını engelleyen etkenlerdir. Böyle durumlarda çocuk, kendini evde bulunmakla sorumlu tutar.
Değişiklik, bazı çocuklarda okul fobisinin oluşumu için tek neden olabilir. Yeni eve, yeni koşullara, yeni okula yada sınıfa geçme bu fobiye neden olabilir.
Yatılı Okul: Yatılı okul, özellikle ergenliğin başlarına rastlayan 11-12 yaşlarında çocuğun anne-babasına en çok gereksinim duyduğu bir dönemde onlardan ayrı kalmasına neden olmaktadır. Bunun sonucu olarak da çocukta bir takım uyum ve davranış bozukluklarına rastlanabilmektedir.
İlköğretim okulunun 2 nci kademe, 6. sınıfta okuyan bir öğrenci, yatılı okuldayken pek çok kez okuldan kaçmayı denemiş, iki kez evine yürüyerek gitmiş ve başarı düzeyi çok düşükken, gündüzlü okula geçtikten iki hafta sonra okul birincisi olduğu gözlenmiştir.

OKUL FOBİSİNİN SONUÇLARI VE TEDAVİSİ
Okul fobisi, çocuğun okuldan, sosyal faaliyetlerden ve öğrenme yaşantısından uzaklaşmasına neden olduğundan, akademik ve sosyal gelişmeyi ciddi bir şekilde etkilemektedir. Okul fobisi, özellikle kronik olduğu taktirde, ergenlik döneminde gençliğin diğer nörotik belirtilerinden daha zorlu bir takım psikolojik sorunların oluşumuna yol açar.
Okul fobisinin en çok yaygın olduğu 5-8 yaşlarında bıraktığı olumsuz iz, ikinci yoğun olan yaş grubu 11-14 yaşlarına oranla daha azdır Okuldan uzak kalmanın getireceği sorunlar nedeniyle okul fobisi olan çocukların elden geldiğince bir an önce okula dönmeleri amaçlanır. Uzmanların çoğu, çocuğun okula dönmesinden önce sorunun nedenlerini anlamasına yardımcı olmak ve endişelerini azaltmak amacıyla bir süre için psikoterapi yapılmasını öngörmektedirler. 6-12 ay gibi bir tedavi sürecinden sonra çocukların okula dönmelerinin başarılı sonuçlar verdiği görülmüştür. Kronik okul fobisinde çocuğun okula dönmesinde psikoterapi olumlu sonuçlar verir, böyle bir tedavi yöntemine girişmeden çocuğun okula dönmesi onun okulda giderek daha çok mutsuz olmasına ve gerek sosyal gerekse akademik başarı açısından arkadaşları arasındaki statüsünü kaybetmesine neden olur. Akut okul fobisi olan çocukları okula bağlayabilmek ancak uzman terapistlerin yoğun çabalarıyla olasıdır. Sağlıklı bir gelişim ancak etkili bir davranış terapisi ve aile yönlendirme yöntemiyle gerçekleşebilir.
Bu çocukların sınıfta daha az endişe duymalarını, daha huzurlu olmalarını sağlamak üzere yapılacak özel eğitim egzersizleriyle, okulu çocuğa yeniden tanıtma ve özendirme girişimleriyle, gerekirse önce 1 saat, sonra yarım gün, sonunda tam gün okula gitmelerini sağlamakla, gerektiğinde annelerinin de okula gelmelerini ve çocuk kendini rahat hissedinceye kadar kısa bir süre sınıfta oturmalarını sağlamakla, nihayet anne ve babaları eğiterek, okulda yeterli bakım ve eğitim olmadığı yolundaki onların aşırı koruyucu tavırlarından kurtulmalarını sağlamakla mümkündür.
Tedavi edici programlar, çocuğun okul hakkındaki şüphe ve endişelerini aydınlığa kavuşturma açısından yararlı olmaktadır Bu tür çalışmalar okul fobisi olan çocukların o70’ının birkaç gün ya da birkaç ay içinde okula dönmesini sağlamıştır. Bu konuda yaşında önemli rol oynadığı dikkati çeker. Okul fobisi olan 10 yaş çocuklarının %90’ı çeşitli tedavi çalışmalarından olumlu sonuç alırken, aynı sorunu olan 11 yaş çocuklarında başarı oranı %50’yi geçmemiştir.
KAYNAK: Diyarbakır Rehberlik Araştırma Merkezi
Okul fobisi 2
Okula başlayış ailenin yaşamında çocuğun konuşması ve yürümesi gibi önemli bir aşamadır. Okula başlama çocuk yönünden belli bir ruhsal olgunluğa ulaşmış olmayı gerektirir. Zihinsel gelişimi normal olan bir çocuk, ruhsal bakımdan evden kopabilme olgunluğunu da gösteremeye bilir. Böyle çocuklar için okula gidiş Öyle mutlu bir olay değildir. Okula yeni başlayan her çocuk için okulda öğretmen ve arkadaşlar başlangıçta onun duygusal olgunluğuna bağlı olarak az veya çok bir tehdit kaynağı oluşturmaktadır. Okula başlama kaygılı ve güvensiz çocuklar üzerinde büyük bir psikolojik baskı yaratabilir. Okula yeni başlayan bazı çocuklarda kekemelik ve tiklerin görülmesi mümkündür.
Okul korkusu kuvvetli bir endişe nedeniyle çocuğun okula gitmeyi reddetmesi yada bu konuda isteksiz görünmesidir. Okul korkusu olan çocuklar okula olan isteksizliklerini bedensel yakınmaları ile dite getirmeye çalışırlar. Bu çocukların mide bulantısı, karın yada baş ağrısı şeklindeki bedensel şikayetleri genellikle sabahları uyanır uyanmaz başlar, okula gitmelerine karar verilir verilmezde kaybolur. Acı çeken çocuk ya okuldan önce yada okuldan sonra doktora götürülmelidir. Onu okul saatlerinde götürmek okuldan kaçıp evde kalmak için cesarellendirebilir. Okul korkusu olan çocukların aileleri birbirlerine çok bağımlı ve biri ötekine , kendisine bir şeyler olacak korkusunu yaşayan bireylerdir. Çocuk evden uzaklaşıp okula geldiğinde annesine babasına veya kardeşlerine bir şey olacak kaygısını taşır. Çocuklar için düşünülebilecek en büyük korku ana babadan ayrı düşmek, yalnız kalma korkusudur. Eğer anne veya baba beni üzersen annesiz, babasız kalırsın yada benzeri sözler kullanırsa, her tehlikede sığındığı ailesinin kendisini bırakıp gitmesi olasılığı çocuğu sınırsız biçimde tedirgin eder. Bunun yanında oyun ve arkadaşlıktan uzak tutulmuş, dış etkenlerden etkilenmiş ( hırsızlık, kaza gibi olaylara şahit olma ), çocuğun ailesinin aşın koruyucu olması, ailenin beklentisinin yüksek olması gibi nedenler çocuk için okul korkusuna neden olan etmenlerdir.
Bedensel rahatsızlıkları hususunda fobili çocuğun şikayetlerine ölçülü ilgi göstermek gerekir. Endişeli bir annenin yoğun sempatisi, belirtileri sadece arttırır.Halbu ki dostça kesin ve cesaretlendirici müsaadesiz ve merhametsiz bir tavır çocuğa yardım edebilir. Samimi bir konuşma gerekli görülebilir.
Her şeyden önce çocuğun okuldan uzak kalmamasına önem verilmelidir. Çocuk derse girmese bile okul bahçesinde bulunmalıdır. Evde kalış uzadıkça okula dönüş o ölçüde güçleşir. Çocuğa soğukkanlı bir tutum ile yaklaşılmalıdır. Korkutmalar, dayaklar, geri tepmeler, alttan almalar da etkisiz kalır. Çocuğun sıkıntıları ilk günleri artar gibi olsa da sonraları yatışır. Her türlü öğretim de olduğu gibi çocuğa neden burada olduğunun uygun bir dille anlatılması gerekir. Çocuk okula gidiş sebebini öğrenmelidir. Önce hata yapmasına müsaade etmek daha sonra bunun için onu cezalandırmaktan ziyade davranışlarının sonuçlarından çocuğu haberdar etmek tercih edilir. Çocuğun hatasını önlemek onu bu yüzden cezalandırmaktan daha olumlu sonuçlar verir. Çocuğa okulu yeniden tanıtma ve özendirme girişimleri yaralı olacaktır. Öğretmenin sıcak ilgisi, eğlenip oynayacak ortamın varlığı çocuğun kısa bir süre içinde gevşeyip rahatlamasına yardım eder. Bu çocukların girdikleri bu yeni ortama uyabilmeleri ve kendilerini güvenlik içinde hissedebilmeleri için kendilerine güven sağlayıcı birine ihtiyaçları vardır. Küçük çocuklara okulda bu güveni en iyi verebilecek kimse öğretmenleridir. Öğretmen onun gözünde güçlü ve önemlidir. Eğer öğretmen ulaşılmaz bir otorite ise hemen her çocuk için bîr tehlike oluşturur.
Yukarıda belirtilen çalışmalar yapıldığı takdirde öğrencinin durumunda düzelme olacağı düşünülmektedir. Bütün alınan tedbirlere rağmen durumunda halen bir düzelme görülmediği takdirde bir uzman kuruluşa götürülmesinde fayda vardır.

21 Ağustos 2009
Okunma
bosluk
Sağlık Sorunları  Son Yazılar FriendFeed
reklam
reklam
reklam
reklam

Bağlantılar