Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, sabahları biraz fazla uyumanın öğrenme süreci üzerinde olumlu etkisi var. Doktorlar uykunun öğrenme üzerindeki olumlu etkisinin zaten bilindiğini, ancak son araştırmayla bunun nasıl gerçekleştiğini belirlediklerini söylediler.
CBS’in haberine göre, iyi bir uykunun öğrenme üzerindeki etkilerini ölçmek için bir grup üzerinde çeşitli deneyler yapıldı. Çeşitli beceri testlerinden oluşan deneyler, 12 saatlik dinlendirici bir uyku sonunda gruptakilerin öğrenme becerisinin yüzde 20 arttığını gösterdi.
Doktorlara göre uyku iki ana evreye ayrılıyor ve en verimli saatleri gecenin son kısmı yani sabaha karşı yaşanıyor. Uykunun son iki saatlik bölümünün öğrenme üzerinde olumlu etkisi olduğunu keşfeden araştırmacılar, pek çok kişinin erken kalkarak bu süreci kısa kestiğini belirtiyor.
__________________
“Uyku için ideal sıcaklığın 22 derece olduğu ve bu dereceden daha sıcak ve soğuk ortamların, insanların uyanık sağlanmasına yol açacağı bildirildi.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Uyku Laboratuvarı Sorumlusu Doç. Dr. Murat Aksu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uykunun oluşumunda iklim faktörlerinin önemli rol oynadığını söyledi.
Uykuyu oluşturan hormonların salınımının mevsimsel olarak değişiklik gösterdiğine dikkati çeken Aksu, şöyle devam etti:
”Uyku için en ideal sıcaklık 22 derecedir. Daha sıcak ya da daha soğuk ortamlar, metabolizmanın faaliyetlerini artırdığı için insanların uyanık kalmasını sağlar. Bunun yanında gün ışığına az ya da çok maruz kalma da uykuyu etkiler. Türkiye’de 12-13 saat gün ışığında kalmaya programlanan organizma, Alaska’da 18-20 saat gün ışığına maruz kaldığında uykusuzluk olur.”
Aksu, uykusuzluğun, gündüz iş veriminin düşmesine, uyku haline, iş ve trafik kazalarına yol açabileceğini de kaydetti.”
www.internethaber.com
__________________
Newsweek, son sayısında uykusuzluğun haritasını çıkarıyor ve “Niye uyuyamıyoruz?” sorusuna bilimsel yanıtlar arıyor.
Dünyanın her yerinde her gün yatağında dönerek uykuyu arayanların sayısı artıyor. Halen ABD’de 70 milyon insan uyku sorunu çekiyor. Hatta bir önceki yüzyıla oranla, ortalama 90 dakika daha az uyuyoruz. Giderek sağlık sorunu halini alan uykusuzluk için üretilen çözümler var. Ama hangisi işe yarıyor?
ABD’nin ünlü haber dergisi Newsweek son sayısında bu konuya parmak bastı. Uykusuzluğun nedenleri arasında elektronik aletleri fazla kullanmak başı çekiyor. Psikolojik sorunların etkisi de büyük. Harvard Üniversitesi’nden nörolog Clifford Saper’in yaptığı araştırma, uykusuzluğun haritasını çıkardı.
Saper’in “Uyku şalteri” adını verdiği sistemde beyin yalnız çalışmıyor. Hipotalamus ve önündeki hücrelere uyku merkezi adı veriliyor. Beden kendi ritmiyle beyin merkezli bu şalteri destekliyor ve biyolojik saatin çalışmasına yardımcı oluyor. Bu yüzden uyku saatlerini değiştirmek tehlikeli olabiliyor.
Uykusuzluktan kurtulmak için izinsiz ilaçları bile deneyen Amerikalılar, lavanta, yasemin gibi bitkilerden yapılan değişik ürünleri de kullanıyor. Bu arada, adetten diyerek sıcak süt, hindi, hatta horlamayı önlemek amacıyla tenis topuyla (nefesini düzenlediği gerekçesiyle ensesine koyup üzerine yatıyor) uyumayı bile deniyorlar ancak başarılı olamıyorlar.
Kaynak: www.saglikplatformu.com
__________________
Yorgunum, Yorgunsun, Yorgunuz
Hazırlayan : ESRA ÖZÜBEK
www.elle.com.tr
Bahar aylarında güneşin sıcacık etkisi içimizi ısıtmaya, psikolojik olarak pozitif enerji vermeye başlamasına rağmen nedense bir yorgunluk, bezginlik hali başgösterir çalışanların çoğu işe gitmek istemez, sabah yataktan kalkmak bir kabus durumunu alır.
Uzmanlara göre bahar yorgunluğu ya da bahar depresyonu; özellikle bahar mevsiminin başladığı günlerde birçok kişide görülebilen, genel bir bitkinlik, güçsüzlük ve enerji noksanlığı, isteksizlik, uykusuzluk ve vücutta karıncalanma gibi belirtilerle seyreden bir rahatsızlık hali olarak tanımlanıyor. Peki hepimizi etkisi altına alan bu durum neden ortaya çıkıyor? Bu konuda daha detaylı bilgi almak için Acıbadem Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Koptagel İlgün ile görüştük: “Kışın soğuk ve güneşsiz günleri yavaş yavaş yerini baharın neşesine ve sıcaklığına terk ediyor. İşte bu hava ve mevsim değişikliği insan biyoritmini (insan vücudu hassas bir saat gibi bu değişikliklere uymaya çalışır) olumsuz etkiliyor. Bahar mevsiminde doğal olarak havadaki elektrik yükü artıyor. Bu yük havada bulunan pozitif ve negatif yüklü iyonlar aracılığıyla taşınmaktadır. Bu taşıma dengesi bozuklukları iklim değişikliği dönemlerinde sıkça karşımıza çıkar. İnsanlarda yorgunluk belirtileri ve ruhsal sıkıntılara bile yol açarak rahatsızlık sebebi olurlar. Havadaki elektrik yükü şehirlerde ve de özellikle büyük şehirlerde daha fazladır. Bu duruma bir de hava kirliliği, sanayi atıkları ve trafik yoğunluğu eklenirse, kişilerdeki bahar yorgunluğu belirtileri daha da yoğun olarak yaşanır. Bahar ayının ve güneşin getirdiği rehavet duygusuna, stres ve gerginlik duygusu da eklenince insanda mevcut olan birçok hastalık da negatif olarak etkilenmektedir (mide hastalıkları, asabi kolit rahatsızlıkları, koroner damar hastalıkları, depresyon ve panik ataklar v.s.).
Polyphasic (çok fazlı ya da safhalı) uyku metodu günlük uyku ihtiyacını 2-5 saat arasına azaltmayı hedefler. Bu metod catnapping (kedi uykusu) olarak da adlandırılır. Çünkü her dört-beş saatte bir toplam 20 ile 45 dakikalık kısa şekerlemeler yapılması üzerine kurulmuştur. Böylece daha uzun süre (hem de yeni kahve içimiş gibi) uyanık kalınabilir.
Leonardo da Vinci, Thomas Edison ve Buckminster Fuller bu metodun uygulanmasında ustalaşmışlardır. Nikola Tesla, Napoleon ve Winston Churchill’in de bu şekilde uyuduğu bilinmektedir.
Bu yöntem tabii 8-9 saat ofis işi yapanlar için geçerli değil ama evde ya da dışarıda kendi işinizi yapıyorsanız, ya da çalışma saatlerinizi kendinizin düzenlemesi gibi bir lüksünüz varsa ve daha az ama etkili uyumak istiyorsanız denenebilir. Yöntem, tekne yarışçıları, astronotlar (özellikle kriz anında) ve askerler arasında popülermiş.
Teori (anlayabildiğim kadarıyla) şöyle: Normalde tek ve uzun olarak uyduğumuz uyku evresi birçok fazdan oluşuyor ve yaşamımızı devam ettirmek için bunların hepsi gerekli değil. NREM adlı derin uyku (vücudun tamiri için şart) ve REM ad verilen hafif uyku (rüya gördüğümüz ve duygusal ve zihinsel açıdan “tamir” olduğumuz uyku) gerekli uyku safhaları (REM konusu tartışmalıymış, bu uyku uyunmadığı takdirde 3 ila 8 hafta arasında ölüneceği tezinin yanı sıra REM uykusu olmadan da yaşanabileceği tezi mevcutmuş.) Her neyse bunu bir tarafa bırakırsak bu çok fazlı uyku metodunu uygulayanlar günlüde 4′er tane NREM ve REM fazı yaşadıkları için bu yöntemin tek bir az uykudan çok daha sağlıklı olduğu söyleniyor. Çünkü az uyku vücudun bağışıklık sistemini zayıflatıyor, büyüme hormonunun salgılanmasını azaltıyor, vücudun şekeri metabolize etme kabiliyetini azaltıyor vs. Ama çok fazlı uykunun bunlara neden olmadığı ileri sürülüyor.
Tabii uykuyla ilgili bilimsel araştırmalar henüz çok yeni ve her gün yeni bir teori geliştiriliyor. Bu metodun denenmesi vücudunuz için ne derece doğru olur bilemiyorum. Risk size ait yani
Kaynak: İngilizce bilenler http://psychcentral.com/psypsych/Polyphasic_sleep
adresinden yazının tamamını okuyabilirler.
__________________
“Doç. Dr. Osman Akdemir, hastalarına “Sigarayı bırak” demeden önce “Her gün en az 8 saat uyu” diyor! Neden mi? Çünkü uykusuzluk stres yapıyor. Stres ise adrenaline tavan… Adrenalin, son darbeyi vurmak için zaten tıkalı damarı biraz daha büzüyor, kan basıncını artırıyor, kalp yoruluyor… İşte bütün mesele bu!
Hastalarına “Sigarayı bırak” demek yerine, “En az 8 saat dükkanı kapat” diyor. “Dükkan” dediği beden, yani en az 8 saat uyumak gerek. Hele ki damarlarınızdan biri tıkalıysa… Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Osman Akdemir’in uykusuzluğu sigaradan daha fazla riskli bulmasının sebebi, stres yaratması… “Stres adrenalinin daha fazla salgılanmasına neden olur. Adrenalin koroner damarları büzer, kan basıncını artırır, kalbi yorar. Uykusuz kişi ise sürekli streslidir.” İşte bu yüzden Akdemir’in kalp hastalarına ilk önerisi 8 saatlik uyku, hatta 10 saat. Uyku mu tutmuyor? “Fark etmez, gözünüzü kapatıp yatın… O bile yeter” diyor.”
Kaynak:www.vatanim.com.tr
Ne diyorsunuz? Bir de kalp krizi geçirme riski çıktı başımıza
__________________
Arkadaşlar ballı sütler, bitki çayları ılık banyolar falan, bünyenizi boşa zorluyorsunuz galiba.
Bakın şöyle bir yazı buldum:
“İlk kez normal uyku genini bulan İsviçreli bilim adamları, uyku kalitesinin genetik olduğu sonucuna vardı.
Lozan Üniversitesi’nden Profesör Mehdi Tafti, “araştırmalarımızdan edindiğimiz ilk bulgu, uyku kalitesinin genetik olarak belirlendiğidir” dedi.
İsviçreli bilim adamlarının ‘Science’ dergisinde yayımlanan araştırmasına göre ayrıca, A vitamini fazlalığı uyku kalitesini olumsuz etkiliyor. Araştırmacılar, elektroensefalografi (EEG) yardımıyla kobayların uykunun birinci dönemi olan delta uykusunu ölçtü.
Profesör Tafti, “bazı farelerin garip şekilde uyuduğunu gördük, çünkü delta uykuları eksikti. Genlerini diğer farelerin genleriyle karşılaştırınca bu farkı yaratan geni saptadık” dedi. Uyku kalitesini etkileyen bu genin, havuç gibi sarı veya turuncu renkteki sebzelerde bulunan A vitamininde bulunan retinoik asit olduğu belirtildi.
Tafti, A vitamininin, beyin için önemli bir rol oynadığının bilindiğini, ancak bu vitaminin şizofreni, Alzheimer ya da Parkinson gibi bazı sinir hastalıklarında da etkili olduğunu belirterek, bu hastalıkların bir yandan da delta uykusu eksikliğini beraberinde getirdiğini söyledi.
Ne kadar A vitamini?
Kobaylar üzerinde yapılan araştırmada, vücutta A vitamininin fazla olmasının uyku için kötü olduğunun anlaşıldığı, ancak bilim adamlarının bu vitaminin eksikliğinin sonuçları konusunda kesin bilgiye sahip olmadıkları belirtildi. A vitamininin özellikle hamile kadınlarda toksik etki yaratabileceğini kaydeden Profesör Tafti ayrıca, “gereken dozun tam olarak ne kadar olduğunu bilmiyoruz’ diye konuştu.
İsviçreli bilim adamlarının bu araştırması, ilk kez normal uyku geninin bulunması açısında önem taşıyor. Geçmişte, bazı ender hastalıklarda uyku bozukluğuna yol açan genler belirlenmişti.”
Kaynak: www.e-kolay.net/saglik
Yetişkinlerde her bünyenin günde ortalama sekiz saat uykuya ihtiyacı olduğunu belirten Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Rahim Kucur, “Uykunun yüzde 25’lik bölümü bedensel, yüzde 25’lik bölümü de zihinsel dinlenmeyle geçiyor. Kalan yüzde 50’lik bölümün sırrı ise henüz belirlenemedi.” dedi. Uyku düzeninin kişilere göre farklılık gösterdiğini belirten Kucur, 8 saatin üzerinde ya da altında uyuyanlar da olabileceğini, ancak ani uyku değişikliklerinin araştırılması gerektiğini belirtti. İnsanın uykuya daldığı ilk saatlerden itibaren bedenen dinlenmenin gerçekleştiğini anlatan Kucur, şunları söyledi: “Uykunun yüzde 25’lik bölümü bedensel dinlenmeye, yüzde 25’lik bölümü ise REM uykusu dediğimiz zihinsel dinlenmeyle geçiyor. Kalan yüzde 50’lik bölümün sırrı ise henüz belirlenemedi. Gece boyunca sürekli olarak uykunun değişik evreleri yaşanır. Zihinsel dinlenme daha çok sabah saatlerinde olur.” Zihinsel dinlenmenin tam olarak gerçekleşmediği durumlarda, öğrenmenin de zorlaşacağını anlatan Kucur, her bünyenin kendisine göre bir uyku ritmi düzeni oluşturması gerektiğini söyledi. Uyku konusunda bilinen en büyük yanlışın ise uyku gelmeden yatağa girmek olduğunu belirten Kucur, “Kişi uykusu geldiğinde yatağa girmeli. Eğer yatağa uzandığı halde uyku tutmuyorsa, mutlaka kalkıp uyku gelene kadar dolaşmalıdır. Yatakta uykunun gelmesini beklemek yanlıştır ve uyuyabilme süresini uzatır” diye konuştu.
Yemeğin ardından düşen vücut ısısının kısa süreli uykuya neden olduğunu anlatan Kucur, şunları söyledi: “Biz genelde sabah uykularını çok fazla önermiyoruz. Çünkü kişinin, gününün üçte birinin uykuyla geçirdiği düşünülürse, sabah saatlerindeki uyku, geceki uyku düzenini etkileyecektir. Bu da uyku ritminde sapmalara neden olur. Vücudun gereksinim duyduğu uyku, tek seferde ve kesintisiz olandır.”
Aynı şekilde uyku ritminin bozulmaması için hafta sonlarında ya da tatil günlerinde fazla uyumanın da sakıncalı olduğunu belirten Kucur, “(Hafta içi az uyudum, hafta sonu bunu telafi ederim) düşüncesi yanlıştır. Vücudun alıştığı uyku ritmi bozulmamalı” dedi.
Deliksiz bir uyku için öncelikle “uyku hijyeni”ne önem verilmesi gerektiğini anlatan Kucur, şunları söyledi: “Akşamları uyumadan önce kahve, çay ve kolalı içecekler tüketilmemeli. Çok aç ya da çok fazla tok yatağa girilmesi de uykunun kalitesini etkiler. Uyumak için yatak odasından başka bir mekan tercih edilmemeli. Salonda ya da televizyonun karşısında uyumak da uyku ritmini bozar.”
Uyku problemi yaşayan hastaların uyku ilacı kullanmadan önce mutlaka bir doktora danışması gerektiğini belirten Kucur, bu tür problemlerin öncelikle uyku hijyenini sağlamakla çözülmeye çalışıldığını, bunun etki etmemesi durumunda ise doktor kontrolünde bağımlılık yapmayacak ilaç tedavisi uygulanabileceğini sözlerine ekledi.
Kaynak: www.ailehekimi.com
__________________
Uykusuzluk ve Trafik Kazaları
İ.Hamit Hancı* , Burcu Eşiyok*
*Ankara Ü. Tıp Fak. Adli Tıp A.D
STED de yayımlanmıştır
Trafik kazalarında aşırı hız, alkol alımı, tehlikeli araç kullanmanın
yanında uykusuzluk da önemli bir nedendir.
ABD Ulusal Otoyol Trafik Güvenliği Yönetimi yıllık tüm kazaların yaklaşık
%1,5′inde temel nedenin uykusuzluk ve yorgunlukla ilişkili olduğunu tahmin
etmektedir . İngiltere, Norveç ve İsviçre’de yapılan farklı çalışmalarda
%1-16 arasında değişen oranlar bildirilmiştir.
Uyku ilişkili kazalar kazalar açısından en çok risk altında olan sürücüler;
a)Uykusu bozulmuş veya yorgun sürücüler
.Mola vermeksizin uzun süre araç kullananlar
.Gece, öğleden sonra ve normalde uyuduğu saatlerde araç kullananlar
.Uyku yapan ilaçlar veya alkol alanlar
.Tek başına araç kullananlar
.Uzun, kırsal, sıkıcı yollarda araç kullananlar
.Sık yolculuk edenler
Genç sürücüler
Uyku ilişkili kazaların geç kalma eğiliminde olan, az uyuyan ve gece araba
kullanan gençlerde yaygın olduğu saptanmıştır
c)Vardiyalı çalışan sürücüler
ABD’de 25 milyon insan vardiyalı olarak çalışmaktadır. Bu alışılmadık
programlarla çalışanların %20-30′unun yorgunluk ilişkili araba kazası
geçirdiği saptanmıştır. Özellikle gece vardiyasından eve dönüş tehlikeli
olmaktadır .
d)Ticari araç sürücüleri
Özellikle kamyon sürücüleri yorgunluğa bağlı kazalara eğilimlidir. Kamyon
sürücülerinde uyku apnesi olarak adlandırılan uyku ve solunum bozukluğu
yüksek oranda görülebilir. Tüm ağır kamyon kazalarının en az %30-40′ında
sürücünün yorgunluğunun, katkıda bulunan faktörlerden biri olduğu ileri
sürülmektedir.
e)Tanı konulmamış uyku bozuklukları olan sürücüler
Uyku bozukluklarının kazaları arttıran bir risk faktörü olduğu
bildirilmiştir. Kronik insomnia (uykusuzluk) , uyku apnesi ve narkolepsi
gibi aşırı gündüz uyuklamasına neden olan bozukluklar tahminen 30 milyon
Amerikalıda görülmektedir. Uyku bozukluğu olan pek çok kişi tanısız ve
tedavisiz kalmaktadır. Örneğin; uyku apnesi orta yaşlı erkeklerin %4′ünde,
aynı yaş grubundaki kadınların %2′sinde bulunmaktadır. Bu bozukluk kaza
riskini 3-7 kat arttırmaktadır.
McCartt ve arkadaşlarının 593 uzun mesafe kamyon şöförüyle yüzyüze
yaptıkları görüşmelerde, sürücülerin oldukça büyük bir kısmının direksiyonda
uyuduklarını saptamışlardır. Sürücülerin %47,1′i daha önce, %25,4′ü ise son
bir yıl içinde direksiyonda uyuduklarını ifade etmişlerdir .
Uyku ilişkili kazaları engellemede etkili olabilecek önlemler:
1)Yolculuk öncesi öneriler
* Sürücü iyi bir gece uykusu uyumalıdır. Bireysel farklılık göstermekle
birlikte, ortalama 8 saatlik bir gece uykusu gereklidir.
* Uzun yolculuklar bir arkadaşla beraber yapılabilir. Yolcular yorgunluk
belirtilerini farkederek ya da aracı sıra ile kullanmak şeklinde yardımcı
olabilirler.
* Her 100 mil (yaklaşık 160 km) veya 2 saatte bir düzenli molalar
verilebilir.
* Alkol ve performansı azaltan ilaçlar kullanılmamalıdır. Alkol ve yorgunluk
birbirlerinin etkilerini arttırır.
* Sık olarak gündüz uyuklaması, gece uyumakta zorluk ve/veya her gece yüksek sesle horlama gibi şikayetler varsa uyku bozuklukları açısından bir doktora danışılmalıdır.
2)Uykulu sürücüler için öneriler
Yorgunluğun uyaran işaretlerine dikkat edilmelidir.
a.)Araba kullandığı son birkaç kilometreyi hatırlamıyorsa,
b.)Yolda sağa-sola sapıyor veya yolda ya da yol kenarında bulunan, sürücüyü
hız ve yol sınırı açısından uyaran bariyerlere çarpıyorsa,
c.)Dalıyor ya da dikkatini toplayamıyorsa,
d.)Tekrar tekrar esniyorsa,
e.)Gözlerini açık tutmakta zorlanıyorsa,
f.)Önünüzdeki arabaya çok yakın kullanıyor veya trafik işaretlerini
kaçırıyorsa,
g.)Başını tutmakta zorlanıyorsa,
h.)Aracı ani duruş ve kalkışlarla sarsa sarsa kullanıyorsa uyuma
tehlikesinin olduğunu bilmelisiniz.
Sadece radyoyu açmakla yetinmeyin, pencereyi de açın ve onu uyanık tutmak
için diğer “numaraları” deneyin.
Mola vermek için güvenli bir yer bulun.
Trafikten uzak, güvenli bir alana gidin ve kısa bir süre (15-45 dakika)
uyumasını sağlayın.
Eğer gerekiyorsa kısa süreli uyanıklık için kahve başka kafeinli içecekler
alın (kafeinin kan dolaşımına geçmesi yaklaşık 30 dakika alır) .
3)Yol değişiklikleri: Anayollardaki hız kesici ve yol kenarını belirleyen
bariyerler sürücüyü yoldan çıktığı an uyarabilir. Tekerlekler bu bariyerlere
çarptığında oluşan sarsıntı ve gürültü anayollardaki, aracın yoldan
çıkmasına bağlı kazaları önlemede oldukça etkili olabilir.
Kazalardaki kesin azalma bilinmemekle birlikte çalışmalar %15-70 oranında
azalma bildirmektedir. Sürücü bu bariyerlere çarptığında yorgun
olabileceğini düşünerek dinlenmelidir.
İngiltere’de yapılan araştırmada uyku ilişkili kazaların saat 02.00, 06.00
ve 16.00 civarlarında arttığı saptanmıştır.
__________________
Uykusuz arkadaşlar bir moral bozucu yazı daha buldum. Uyuyamadığımız için erken yaşlanacağız anlaşılan
Ama aramızda bilinçli olarak az uyumayı seçen arkadaşlar var. Bari onlar uyuyabiliyorken uyusunlar ve uykunun nimetlerinden faydalansınlar dedim:
” Bebeklerimize ninniler söyleriz. ‘Uyusun da büyüsün’ diyerek sevgiyle mırıldanırız ancak bu sözlerin de boş olmadığını gayet iyi biliriz. Peki ya biz yetişkinler? Bizim için uyku daha mı az önemlidir? Kesinlikle değil! Uyku, doğanın yarattığı en değerli sağlık ve güzellik iksiridir. Uyku düzeni ve süresi, kalitesi sağlığımızın ve biyolojik yaşımızın dolaysız bir göstergesidir.
TOKSİNLER TEMİZLENİR
* Uyurken yeniden doğarız
* Uyurken, tüm organlarımız, kalbimiz, midemiz, karaciğerimiz ve kaslarımız da dahil olmak üzere her şey yavaşlayarak dinlenir, temizlenir ve yenilenir.
* Beynimiz boşalır. Rüyalarla tortuları dışarı atarız ve zihnimiz güçlenir.
* Vücudumuzdaki toksinler temizlenir ve hücrelerimiz yenilenir.
* Bu arada gün boyunca oluşan DNA hasarları onarılır.
* Uyku sırasında bağışıklık sistemimiz güçlenir ve dayanıklılığımız artar.
* Uyku hali, testesteron, östrojen ve adrenalin gibi önemli hormonların salgılanmasına yardımcı olur. Bu da bizi gençleştirir ve cinsel gücümüzü arttırır.
* Öte yandan stresten kaynaklanan aşırı kortizonu dengeler ve yine stresten kaynaklanan her türlü hasarı onarır.
* Bizi uyutan hormonlar, gün doğarken mutluluk hormonu olarak tanıdığımız seratonin’e dönüşür ve gözlerimizi umutla, neşeyle açmamızı sağlar.
* Vücut saati mucizesi: Uyku doğanın gizemlerinden biridir. Tüm canlılar için bir aydınlık-karanlık ritmi olduğunu biliyoruz. Uykuya dalışımız beynimizdeki küçücük bir bezin kimyasal uyarıları sayesinde olur. Vücut saatimiz, gündüzleri aktif olmak, geceleri dinlenmek üzere ayarlanmıştır. Hava kararırken, beyin epifizi Melatonin adı verilen ve ana görevi vücut saatini ayarlamak olan bir hormon salgılar. Melatonin gece saat 23.00 ile 03.00 arasında en üst seviyeye çıkar. İnsan gerçekten derin bir uykuya dalmışsa, diğer hormonlar faaliyete geçer ve sabah keyifli uyanmamızı, günümüzü dengeli, huzurlu, aktif ve verimli geçirmemizi sağlar.
EN İYİ BESİNDİR
* Uyku ile doğal detox: Uyumamızı sağlayan Melatonin hormonu çok güçlü bir antioksidandır. Gece boyunca vücudumuzdaki tüm hasarları onarmaya çalışır. Diğer anti-oksidanların etkisini de arttırır. Bu nedenle anti-oksidanları yatarken almamız son derece yararlıdır. Bağışıklık sistemimizin en iyi besini ise uykudur.
* Uyku bir gençlik iksiridir: Uyku sorunları olan bir insanın cildi hızla değişir, yüzü ve vücudu çöker, çeşitli hastalıklar baş gösterir ve cinsel yaşamı bozulur. Ortalama 40-50 yaşlarında beyin epifizinin faaliyeti yavaşlar. Uyku kalitesi bozulur ve bağışıklık sistemi de zayıflamaya başlar. Önlem alınmazsa, bu gerilemeyi diğer yaşlanma belirtileri ve hastalıklar takip eder. Yaşlı insanlar uyku uyuyamamaktan yakınırlar. Çünkü yaşımız ilerledikçe melatonin üretimi azalır. Esasen kanımızdaki melatonin miktarı biyolojik yaşımızı gösteren önemli bir ölçüdür. ”
__________________